Aleykümselam, senin yaşadığın bu iç hesaplaşma ve duyduğun huzursuzluk aslında kalbinin diri olduğunun ve içinde iman taşıdığının en belirgin işaretidir, çünkü ölü bir kalp acı duymaz ve vicdanı sızlamaz. Peygamber Efendimiz bir hadisinde bütün insanoğlunun hata yapabileceğini, ancak hata yapanların en hayırlısının tövbe edenler olduğunu bildirmiştir. İnsanın günah işlemesi, nefsinin isteklerine yenik düşmesi onu dinden çıkarmaz veya imansız yapmaz; sadece günahkâr bir Müslüman yapar. Ehl-i Sünnet inancına göre, işlenen günah haram sayılmadığı ve inkar edilmediği sürece imana zarar vermez, sadece imanın zayıflamasına neden olabilir.
Namaz konusuna gelince, namaz dinin en temel ibadetidir ve kılınmaması büyük bir manevi sorumluluktur. Ancak farz olduğunu kabul ettiğin halde, nefsi tembellik veya irade zayıflığı nedeniyle kılamıyor olman seni dinden çıkarmaz. Senin namaz kılamadığın için duyduğun o derin pişmanlık ve vicdan azabı, kalbindeki imanın sesidir. Eğer imanın olmasaydı, namaz kılmamak seni hiç rahatsız etmezdi. Bu pişmanlık hissi aslında tövbenin kapısını aralayan en önemli duygudur ve Allah'ın rahmetinden ümidini kesmemen gerektiğini gösterir.
Günah halindeyken veya hataların içindeyken zikir çekmek ise kesinlikle yanlış değildir ve bir çelişki olarak görülmemelidir. Şeytanın insana kurduğu en büyük tuzaklardan biri, zaten günahkar olduğunu fısıldayarak kişiyi tamamen ibadetten ve Allah'ı anmaktan uzaklaştırmaya çalışmasıdır. Kur'an-ı Kerim'de iyiliklerin kötülükleri gidereceği açıkça belirtilmiştir. Senin o haldeyken bile Allah'ı anman, zikir çekmen, kalbinin hala Allah ile bir bağ kurmaya çalıştığını gösterir. Belki de çektiğin o zikirler, zamanla kalbini yumuşatacak, seni o günahlardan soğutacak ve namaza başlaman için sana manevi bir güç verecektir. Bir taraftan hata yaparken diğer taraftan doğruyu yapmaya çalışmak, ipin ucunu tamamen bırakmamaktır. Allah'a yönelmek için kusursuz olmayı beklememelisin, mücadeleni sürdürerek ve Allah'ı anmaya devam ederek bu zorlukları aşabilirsin.