İkinci Dünya Savaşı yıllarında ülkemiz genel olarak denge politikası izleyerek savaşın yıkıcı etkilerinden uzak durmaya çalıştı. Savaşın sonlarına gelindiğinde ise artık müttefik devletlerin savaşı kazanacağı kesinleşmişti ve savaşı kazanan bu devletler yeni bir dünya düzeni kurmak için hazırlıklara başlamıştı. Şubat 1945'te düzenlenen Yalta Konferansı'nda büyük devletler, savaş sonrasında dünya barışını korumak için Birleşmiş Milletler adında yeni bir uluslararası teşkilat kurulmasına karar verdiler. Bu konferansta alınan karara göre, kurulacak olan bu teşkilata kurucu üye olarak katılabilmek ve düzenlenecek olan San Francisco Konferansı'na davet edilmek için devletlerin 1 Mart 1945 tarihine kadar Almanya ve Japonya'ya savaş ilan etmiş olması gerekiyordu. Türkiye de savaş sonrasında dünyada yalnız kalmamak, kurulacak olan bu yeni siyasi düzende yerini alarak uluslararası arenada söz sahibi olmak ve kendi sınır güvenliğini garanti altına almak amacıyla 23 Şubat 1945'te Almanya ve Japonya'ya savaş ilan ettiğini duyurdu. Fiili olarak hiçbir çatışmaya girmediğimiz bu siyasi hamle sayesinde Birleşmiş Milletler'in kurucu üyelerinden biri olma hakkını elde ettik.
Savaş bittikten sonra ise dünya çapında yaşanan büyük yıkımların ve felaketlerin sorumlularını yargılamak amacıyla galip devletler tarafından Nürnberg Mahkemeleri kuruldu. Bu mahkemelerin en temel amacı, Nazi Almanyası döneminde üst düzey görev almış yöneticileri, askerleri ve siyasetçileri işledikleri suçlardan dolayı adalet önünde hesap vermeye zorlamaktı. Savaş sırasında sivillere yönelik yapılan katliamlar, esirlere uygulanan kötü muameleler ve özellikle Holokost olarak bilinen sistemli soykırım eylemleri insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirildi. Mahkemede bu kişilerin sadece devlet emrini yerine getirdiklerini savunmaları hukuk önünde kabul edilmedi ve kişisel olarak kendi eylemlerinden sorumlu tutuldular. Böylece tarihte ilk defa uluslararası bir mahkeme kurularak barışa ve insanlığa karşı suç işleyen liderler yargılanmış oldu ve bu durum günümüzdeki uluslararası ceza hukukunun da en önemli temellerinden birini oluşturdu.