Osmanlı Devleti’nde toprak sistemi ve toprak yapısı şu şekilde özetlenebilir:
-
Osmanlı Devleti’nde toprak sisteminin temeli İslam toprak hukukuna dayanmaktadır. Osmanlı Devleti toprak sistemini oluştururken kendinden önceki Türk İslam devletlerinin toprak sisteminden yararlanmıştır. Bununla birlikte Osmanlılar, özellikle toprağın kullanımı konusunda Roma, Bizans ve eski İran gibi medeniyetlerin de sistemini kendi döneminin şartlarına göre uyarlayarak faydalanmaktan çekinmemiştir.
-
Osmanlı Devleti’nde ekilebilen toprakların çoğu devletin malıydı. Bu topraklara mirî arazi denirdi. Bu toprakların kullanım hakkı ise reayanındı. Reaya, elde ettiği üründen 1/10 ile 1/2 arasında değişen oranlarda vergi ödemekle mükellefti. Mirî arazi gelirlerinin kullanımına göre bölümlere ayrılırdı. Bu bölümler şunlardı:
-
Dirlik: Mirî arazi içindeki en geniş topraklardı. Maaş karşılığı verilen dirlik toprakları gelirine göre has, zeamet ve tımar olarak üçe ayrılırdı.
-
Arpalık: Saray adamlarına ve ilmiye sınıfından bazı yüksek rütbeli kişilere çalıştıkları süre içinde maaşlarına ek olarak verilen arazilerdi. Bu kişiler, görevlerinden ayrıldıktan sonra ise emekli maaşı olarak ölünceye kadar bu arazilerin gelirlerini alırlardı.
-
Paşmaklık: Padişahın annesi, kızları veya kız kardeşleri gibi saray kadınlarına verilen arazilerdi.
-
Yurtluk ve Ocaklık: Bir bölgenin Osmanlı Devleti’ne katılmasında etkili olan ve devlete sadakatle bağlılıklarını bildiren mahallî beylere verilen arazilerdi.
-
Malikâne: Osmanlı Devleti’nin; fetihleri kolaylaştırmak ve teşvik etmek için seferlere katılan önemli komutanlara, dervişlere ve ahilere fethedilen ülkelerde verilen topraklardı. İslam devletlerinden kalan topraklardaki beylere ait mülklerin, padişah tarafından onlara bırakılmasıyla ortaya çıkan arazilerdi.
-
Mukataa: Osmanlı maliyesinin vergi toplama biçimlerinden olan mukataa, geliri doğrudan merkez hazinesine giden mirî arazileri de ifade eder.
-
Mülkiyeti kişilere ait olan topraklara ise mülk arazi denirdi. Bu araziler, mirî araziden bir miktarının hükümdar tarafından şahıslara verilmesiyle ya da yeni katılan bölgelerde daha önceden mülk olarak kullanılan yerlerin, sahiplerinde bırakılmasıyla meydana gelirdi. Bu tür arazilerin Osmanlı toprağı içindeki miktarı çok azdı. Geliri ve kullanma hakkı şahsın kendisine ait olan bu tür arazilere sahip olanlar; arazilerini satma, vakfetme ve hibe etme hakkına sahipti.
-
Mülkiyeti vakfa ait olan topraklara ise vakıf arazi denirdi. Bu araziler, hayır işleri için kurulan vakıflara bağışlanmış veya vakfedilmiş olan topraklardı. Vakfeden kişi veya kurum, vakfettiği toprağın gelirinin hangi amaçla kullanılacağını belirlerdi. Vakfedilen toprağın geliri genellikle cami, medrese, imaret gibi dini veya sosyal kurumlara aktarılırdı.