Yeniçeri sayısının artması Osmanlı hazinesi için taşınması çok zor bir yük haline gelmiştir. Kuruluş döneminde az sayıda olan bu profesyonel askerler, zamanla on binlerce kişiye ulaşınca devletin her üç ayda bir ödediği ulufe miktarı devasa boyutlara çıkmıştır. Eskiden tımarlı sipahiler devletten maaş almadan toprak gelirleriyle geçinirken, yeniçerilerin doğrudan nakit maaş istemesi hazinedeki altın ve gümüşün hızla tükenmesine yol açmıştır. Padişah değişikliklerinde ödenen cülus bahşişi de sayı arttığı için devleti ekonomik olarak zor durumda bırakmıştır.
Maaşları ödemekte zorlanan devlet, paranın içindeki gümüş miktarını azaltıp bakır oranını artırarak tağşiş adı verilen işlemi yapmaya başlamıştır. Bu durum paranın değerini düşürmüş ve çarşı pazarda büyük bir hayat pahalılığına neden olmuştur. Yeniçeriler paralarının değerinin düştüğünü görünce sık sık isyan çıkarmış ve bu da hem ekonomik hem de siyasi bir istikrarsızlık yaratmıştır. Ordunun bu kadar büyümesi sadece askeri bir güç artışı getirmemiş, tam aksine devletin tüm gelirlerinin sadece asker maaşlarına harcanmasına ve diğer kamu harcamalarına para kalmamasına sebep olmuştur. Hazinenin bu nakit ihtiyacını karşılamak için iltizam gibi sistemlerin yaygınlaşması da uzun vadede toprak düzenini bozarak devletin ana gelir kaynaklarını olumsuz etkilemiştir.
Yeniçeri Ocağı'na askerlikle ilgisi olmayan kişilerin bile maaş alabilmek için girmesi, esame denilen maaş belgelerinin birer ticaret malı gibi alınıp satılmasına yol açmış ve devlet bazen orduda olmayan kişilere bile maaş ödemek zorunda kalmıştır. Bu ekonomik döngü devletin merkezi gücünü zayıflatırken, askeri harcamaların kontrol edilemez bir noktaya gelmesi Osmanlı maliyesinin dengesini bozan en büyük etkenlerden biri olmuştur.