Dünya çapında ve tarih boyunca birçok devlet, hükmünü sürdürebilmek ve de devlet içerisinde iyileştirici ve geliştirici düzenlemeler yapabilmek adına vatandaşlarından çeşitli miktarda para talep etmiştir. Bu paranın karşılığı vergi olup vergiler devlet işlerinin yürümesine katkı sağlamaktadır. Ayrıca deprem, sel, heyelan, tsunami, kuraklık, yangınlar ve benzeri gibi toplumun esenliğine olumsuz etkisi bulunan ve kayıplara sebep olan olağanüstü durumlar yaşanması halinde de yine vergiler yardımıyla yeniden inşa süreçleri hızlandıralabilmektedir.
Osmanlı Devletinde görülen vergi toplama sistemlerinden bazıları vatandaşların sahip oldukları topraklara değer biçilmesidir. 14. yüzyıl ve 17. yüzyıllar arasında fethedilen topraklar, “miri arazi” olarak adlandırılıp büyüklüğüne, verimliliğine ve kullanılış amaçlarına göre değer kazanıp o araziyi yöneten ve arazide bulunan kişilerden belirlenen değere göre vergi talep edilmiştir. Bu yöntem sayesinde Osmanlı Devleti, yaptığı harcamalardan çok daha fazla gelir elde etmiş ve de ekonomik zenginliğinin zirvelerine ulaşmıştır. Ancak 1600’lü yıllardan itibaren Osmanlı Devletinin sürekli içinde bulunduğu savaş hali, ordularda eğitim görmesi, yeme, içme, barınma gibi ihtiyaçlarının giderilmesi, maaş verilmesi gereken kalabalık asker kadrosunun yanı sıra giderek artan nüfusu ve diğer birçok etken sebebiyle ekonomik darlığa girmiş ve gittikçe finansal gerilemeye doğru ilerlemiştir. Bu dönemde açığa çıkan fazladan kazanç ihtiyacı yeni bir vergi sistemiyle karşılanmıştır. Bu sistemde tımar amacıyla kullanılan araziler devletin merkezi hazinesine bağlanmış, ardından da malikane olarak kullanılacak hale getirilip açık artırmaya sunulmuştur. Hızlı para getirisi sağlayan bu sistem sayesinde Osmanlı Devletinin kısa süreli de olsa yeniden zenginleşmesine olanak sağlamıştır. Bundan sonra geliştirilecek diğer vergi sistemleri de genellikle benzer sebepler dolayısıyla oluşturulmuştur.