1. Meşrutiyet dönemi seçim sisteminde Padişah yasa yapma (yani yasama) salahiyetini Meclis-i Umumi ile bölüşmüştür. Halk sınırlı da olsa seçme seçilme hakkı kazanmıştır. Bu padişahın yetkilerini devretmesi anlamına gelmemektedir.
Her türlü padişahın veto hakkı mutlaktır, hiçbir sınırlama olmadan herhangi bir kanunu veto edebilir. Heyeti Ayan ve Heyeti Mebusan olmak üzere meclis iki ayrı heyetten oluşur. Bir tarafta Padişahın seçkin kişiler arasından seçtiği Heyeti Ayan, diğer tarafta ise 4 yılda bir halk tarafından seçilen Heyeti Mebusandır. Direkt halk tarafından milletvekili seçilememektedir, çok daha komplike bir sistem uygulanmıştır. Bu sistem 2 aşamalıdır. Halk önce aşamalı olarak 2. derecedeki seçmenleri belirler. Halk tarafından seçilen kişiler ise meclisi temsil edecek olan milletvekillerini seçmek ile sorumludur. Bu sistem bir bakımdan halkın meclisteki otoritesini azaltmaktadır. Bir önceki sorunun konusu olan Kanun-i Esasi Padişahın meclisin ve halkın üzerinde olan otoritesini bir bakımdan sınırsız kılmıştır. Kanuni Esasi Osmanlı devletinde yürürlüğe girmiş tek anayasadır.
Kanuni Esasi’den önce bütün yetkiler tek ve mutlak olarak Padişahta toplanmakta iken, yani mutlak monarşi sistemi söz konusu iken, Kanuni Esasiden sonra anayasal monarşi sistemine geçilmiştir. Yine Padişahın halk üzerinde mutlak etkisi vardır ama bu sefer yanında istediği gibi kontrol edebileceği bir meclis vardır. Bu insanlara seçim hakkı vermiş gibi davranmaktan başka bir şey değildir.