Akşam Güneşi, Reşat Nuri Güntekin’in 1926 yılında yazdığı, ancak 1928 yılında kitaplaştırılan bir romandır. Romanın konusu, gençliğini dolu dolu yaşamış, ancak geçirdiği bir hastalık sonucu eski hareketliliğini kaybetmiş olan Necati’nin başından geçen olayları ve aşklarını anlatmaktadır.
Romanın özeti şöyle:
Necati, küçük yaşta anne ve babasını kaybedince amcasının yanına İstanbul’a taşınır. Amcası onu okutur ve askeri akademiye gönderir. Fransa’da eğitim gördüğü sırada gönlünü eğlendirir ve birçok kadınla ilişki yaşar. Mezun olduktan sonra Şam’a tayin olur. Burada sıkıcı bir hayat sürerken, Bulgaristan’a gitmek üzere izin alır. Amcasının yanına gittiği sırada, komşu kızı Zehra’ya aşık olur ve ona kendisini beklemesini söyler.
Bulgaristan’a giderken bir Türk çetesi tarafından kaçırılır. Çete, Rum çeteleriyle çatışmaya girer. Necati, bir çatışmada ağır yaralanır ve yolunu kaybeder. Dört gün boyunca terk edilmiş bir değirmende kalır. Sonunda bulunup hastaneye kaldırılır, ancak yarası mikrop kapmıştır. Doktorlar ona çok heyecanlanmaması gerektiğini, yoksa ölebileceğini söylerler.
İyileştikten sonra İstanbul’a döner. Amcasının öldüğünü öğrenir. Zehra’ya durumunu anlatır ve ondan ayrılır. Amcasının küçük kızı Nilgün, ona bakar ve ilgilenir. Nilgün, Necati’ye çocukluğundan beri aşıktır, ama bunu söyleyemez. Necati ile evlenirler ve Büyükada’daki çiftliğe yerleşirler.
Bir süre sonra Leyla adında genç ve güzel bir kız çiftliğe ziyarete gelir. Leyla, Necati’nin amcasının büyük kızının kızıdır. Necati ve Leyla çiftlikte vakit geçirirler ve birbirlerine bağlanırlar. Bir gün baloda Leyla ile dans ederken Necati aşırı heyecanlanır ve ölür.
Romanın sonunda şöyle denir:
“Ölümüne kadar hayatını dolu dolu yaşamış olan Necati’nin son günleri de böyle geçti işte… Akşam güneşi gibi… Kızıl… Parlak… Sıcak… Ama kısacık…”