Osmanlı Devleti’nde azınlıklar, İslam hukukuna göre zimmî statüsünde olup, din ve vicdan hürriyeti, mülkiyet hakkı, vergi ödeme yükümlülüğü, kendi dini kurum ve kurallarına göre yargılanma hakkı gibi çeşitli haklara sahiptiler. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu dönemlerde, bazı Avrupa devletlerine verilen kapitülasyonlar sayesinde ticari ve diplomatik imtiyazlar elde etmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin zayıflamasıyla birlikte, kapitülasyonlar azınlıkların lehine genişletilmiş ve Batılı devletlerin himayesine girmelerini sağlamıştır. Böylece azınlıklar ekonomik, siyasi ve kültürel açılardan Osmanlı Devleti’nden ayrışmaya başlamışlardır.
Milli Mücadele Dönemi’nde ise azınlıkların durumu değişmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti’nin toprakları işgal edilmiş ve Sevr Antlaşması ile parçalanmıştır. İşgalci güçler, azınlıkları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak için milliyetçilik akımını körüklemiş ve onlara bağımsızlık vaatleriyle kışkırtmışlardır . Azınlıklar da bu vaatlerden etkilenerek işgalcilere destek vermiş ve milli mücadeleye karşı çıkmışlardır . Ancak bu durum azınlıkların haklarını korumak yerine kaybetmelerine yol açmıştır. Çünkü milli mücadele sonunda Türk milleti bağımsızlığını kazanmış ve Lozan Antlaşması ile kapitülasyonlar kaldırılmıştır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte yeni bir anayasal düzen getirilmiş ve Türk vatandaşı olan herkes eşit haklara sahip olmuştur.
Sonuç olarak, Osmanlı Dönemi’nde geniş haklara sahip olan azınlıklar, Milli Mücadele Dönemi’nde işgalci güçlerle iş birliği yapma gereği duymuşlardır. Bunun nedenleri arasında Osmanlı Devleti’nin zayıflaması, kapitülasyonların etkisi, milliyetçilik akımının yaygınlaşması ve işgalcilerin vaatleri sayılabilir. Ancak bu iş birliği azınlıkların lehine değil aleyhine olmuştur. Çünkü milli mücadele sonunda Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş ve azınlıkların eski hakları ortadan kalkmıştır.