Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov’un 1980 yılında yayımlanan romanıdır. Bu eser, Sovyetler Birliği döneminde yaşanan sosyal ve kültürel sorunları ele alır. İşte ana hatlarıyla Gün Olur Asra Bedel:
-
Karakterler:
-
Yedigey: Romanın ana karakteridir. Savaşmayı bilen, geleneklere bağlı lider bir kişiliğe sahiptir.
-
Ukubala: Kocasını seven, yaşının artık geçtiğini anlayan yardımsever bir kadındır.
-
Kazangap: Yedigey’in uzun süredir arkadaşıdır ve ona yardım etmiştir.
-
Konusu:
-
Roman, geleneklerini korumaya çalışan insanları anlatır.
-
Komünizm döneminde yaşanan anılar, kutsal sayılanların yok sayılması ve aşkın sorgulanması gibi temaları işler.
-
Nayman Ana’nın mezarının bulunduğu toprakta Sovyet yönetimi tarafından bir uzay üssü kurulmuştur.
-
Juan Juanlar, mahkûmların anılarını silme ve insan bilincini yok etme konusunda başarılıdır.
-
Yedigey, Kazgangap’ı gömmek istediği yerde karşılaştığı engellerle mücadele eder.
Bu roman, insanların gelenekleri ve değerleriyle nasıl başa çıktığını derinlemesine inceler ve okuyucuya etkileyici bir hikaye sunar.
Özet:
Yedigey, can dostu Kazangap’ın cenazesini Ana Beyit’e götürmek üzere küçük bir cenaze konvoyu oluşturur. Ancak, destan kahramanı Nayman Ana’nın mezarının bulunduğu Ana Beyit, Sovyet yönetimi tarafından bir uzay üssüne dönüştürülmüştür. Nayman Ana, mankurt olan oğlunu kurtarmak için umut ve korku içinde mücadele eden bir Kırgız anasıdır. Romanda, geçmiş ile şimdiki zaman, gerçekler ile destanlar iç içe geçer.
Juan Juanlar, Sarı Özek bozkırında yaşayan Naymanların topraklarını istila eder. Tutsak aldıkları Nayman gençlerinin kafalarına yaş deve derisinden bir başlık geçirirler. Güneş altında kurumaya başlayan deri, esirlere dayanılmaz acılar verir. Bu işkence sonunda tutsaklar ya ölür ya da mankurtlaşırlar; yani belleklerini ve bilinçlerini kaybederler. Juan Juanlar, tutsakların anılarını silmekte, insanlık bilincini yok etmekte başarılıdır. Mankurt olan tutsak, efendisinden başkasını tanımaz, ne anasını, ne babasını, ne de başka bir şeyi hatırlar. Artık itaatsizliği düşünmeyen tek varlık haline gelir.
Yedigey, Kazangap’ı Nayman Ana’nın mezarının yanına gömmek ister, ancak mezarlık artık bir uzay üssüdür. Romanda, yerleşik sistemin değerlerini simgeleyen Kazangap’ın oğlu Sabitcan, babasının cenazesine zorla katılmıştır; törenin bir an önce bitmesini ve şehre dönmeyi istemektedir. Cenaze konvoyu üsse yaklaşırken nöbetçiler tarafından durdurulur. Buranın askeri bölge olduğunu söyleyerek cenaze konvoyunun Ana Beyit’e girmesine izin vermezler. Tartışma sürerken nöbetçi subay gelir. Kırgız kökenli olan subayla karşılaşan Yedigey, sorunu çözeceğini umarak durumu açıklar. Ancak subayın cevabı nettir: “Yoldaş, Rusça konuş.” Yedigey, neden Kırgızca konuşmadığını sorar. Subay, görevde olduğunu ve görevdeyken Kırgızca konuşamayacağını söyler. Konvoy, çaresizlik içinde kutsal topraklardan uzaklaşır.
Yedigey, cenazeyi başka bir yere defneder; ancak Kırgız geleneklerini tam olarak bilmeden ve uygulayamadan gömmek onu derinden rahatsız eder.