Edip Cansever, 8 Ağustos 1928’de İstanbul’un Fatih ilçesinin Soğanağa semtinde doğdu. Annesi ve babası, Çankırı’nın Atkaracalar köyünde doğmuşlar. Ailenin üç kız ve bir erkek, toplam 4 çocuğunun üçüncüsü olarak doğdu. İlkokulu İstanbul’da 56’ıncı İlkokul’da tamamladı. Ortaokul ve liseyi 1946 yılında İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamladı. Yüksek Ticaret Mektebi’ne kaydoldu. Aynı dönemde babasının Kapalıçarşı’daki dükkânında çalışmaya başladı. 1950 yılında yedek subay olarak askerlik hizmetini tamamladı. Askerlik dönüşünde Kapalıçarşı’da babadan kalma dükkânda turistik eşya ve halı ticareti yapmaya başladı.
Edip Cansever, şiire hece vezni ve Garip şiiri etkisinde başlayan bir yeteneğe sahipti. Hikâye eder gibi bir söylem kullanmasına karşın, imgeyi aynı zamanda şiirin bütününe yayarak oluşturduğu şiirlerle İkinci Yeninin büyük ustalarından bir oldu. 1957 yılında “Yerçekimli Karanfil” adlı kitabını yayımlayan Edip Cansever, büyük bir beğeni toplar ve bu kitap ile 1958 Yeditepe Şiir Armağanını kazanır. Daha sonra “İkindi Üstü”, “Dirlik Düzenlik”, “Yerçekimli Karanfil” gibi kitaplarla da tanınmaya başladı.
Edip Cansever, aynı zamanda felsefeci yanını da geliştirdi. Metinlerinde felsefi sorunları işlemiş ya da onun metinleri felsefi incelemenin konusu olarak görülmüştür. Postmodern romanın Türkiye’deki önemli isimleri arasında değerlendirilmektedir.
Edip Cansever’in eserleri
-
Ben Ruhi Bey Nasılım
-
İkinci Üstü
-
Dirlik Düzenlik
-
Yerçekimli Karanfil
-
Kirli Ağustos
-
Yeniden
-
Petrol
-
Sonrası Kalır
-
Sevda ile Sevgi
-
Umutsuzlar Parkı
-
Çağrılmayan Yakup
-
Şairin Seyir Defteri
-
Tragedyalar
-
Oteller Kenti
-
İlkyaz Şikayetçileri
-
Bezik Oynayan Kadınlar
Edip Cansever’in edebi yönü
1957 yılında yayımlanan “Yerçekimli Karanfil” adlı kitabıyla birlikte kendine özgü bir şiir anlayışını ortaya koydu. Bu tarihten itibaren şiirlerine karamsarlık ve melankoli hakim olmuştur. Şiirde yeni arayışlara yönelen Cansever, bazı şiirlerinde diyaloglara da yer vermiştir. Öte yandan şiirlerinde kapalı bir anlatım kullanmıştır. Oktay Akbal şöyle anlatıyordu Cansever’i: “Daha 1949’da, şiire başlar başlamaz dikkatimi çekmişti. Toplumsal eleştiri dozu yüksek şiirlerdi. Giderek, sözcüğü önemseyen, dile yaslanan bir şiir kurdu. Eski yolunu beğenen, oraya dönmesini öğütleyen eleştirilere kulak asmadı ve özgün bir şiir yarattı.”