65 kez görüntülendi
Biyoloji kategorisinde tarafından
<span itemprop="name">12. Sınıf Biyoloji Beceri Temelli Etkinlik Kitabı Sayfa 65 Cevapları - Meb Yayınları</span>

1 cevap

0 beğenilme 0 beğenilmeme
tarafından
tarafından seçilmiş
 
En İyi Cevap

Aşağıda verilen metinden yararlanarak soruları cevaplayınız.

4,5 milyar yıl önce oluşan Dünya’nın ilk dönemlerinde atmosferinde oksijen gazı yoktu. Atmosferde oksijenin ortaya çıkması “Büyük Oksidasyon Olayı” olarak adlandırılıyor. Büyük oksidasyon olayı sırasında Dünya’nın 2 milyar yaşında olduğu düşünülüyor. Büyük oksidasyon olayı belki de Dünya’nın bugünkü hâline gelişinde en önemli olaydır. Dünya’da bu olaydan önce de tek hücreli canlıların yaşadığı sanılmaktadır. Dünya’da yaşamın ne zaman başladığı tam olarak bilinmemekle birlikte bu mikroorganizmaların bilinen en eski fosilleri 3,5 milyar yıl öncesine dayanıyor. Bu basit canlılardan özellikle siyanobakterilerin büyük oksidasyon olayında rolü olduğu düşünülüyor.

1. Bugün yeryüzündeki yaşamın kaynağı olarak kabul edilen büyük oksidasyon olayı hangi metabolik olay sonucu oluşmuştur?

Cevap:

Büyük oksidasyon olayı, yeryüzündeki yaşamın kaynağı olarak kabul edilen bir dönüm noktasıdır. Bu olay, Dünya’nın atmosferinde ve sığ okyanusunda ilk kez oksijen konsantrasyonunun arttığı bir zaman aralığıdır. Bu olay yaklaşık 2.4 milyar yıl önce başlamış ve yaklaşık 2 milyar yıl önce sona ermiştir. Bu süreçte, atmosferdeki oksijen seviyesi bugünkü seviyenin yüzde 10’una kadar yükselmiştir.

Büyük oksidasyon olayının nedeni, oksijenli fotosentez yapan siyanobakteriler olarak bilinen canlılardır. Siyanobakteriler, güneş ışığı, karbondioksit ve suyu kullanarak glikoz ve oksijen üreten bir süreç olan fotosentez yaparlar. Bu süreçte açığa çıkan oksijen, atmosfere veya okyanusa salınır. Oksijenli fotosentez, siyanobakterilerden önce var olan anoxygenik fotosentezden farklıdır. Anoxygenik fotosentez yapan canlılar, su yerine kükürt bileşikleri gibi başka maddeleri kullanarak fotosentez yaparlar. Bu süreçte açığa çıkan madde ise oksijen değil kükürttür.

Oksijenli fotosentez, Dünya’nın kimyasını ve biyolojisini değiştiren bir metabolik olaydır. Oksijen, atmosferdeki metan gibi sera gazlarını yok ederek iklimi soğutmuştur. Ayrıca, oksijen, demir gibi metallerin paslanmasına neden olarak kayaçlarda kırmızı renkli tabakalar oluşturmuştur. Oksijen aynı zamanda bir zehir olarak da işlev görmüştür. Oksijen, çoğunlukla arkelerden oluşan ve oksijensiz ortamlarda yaşayan anaerobik canlılar için toksiktir. Bu nedenle, büyük oksidasyon olayı, birçok canlının yok olmasına veya daha az rekabetçi hale gelmesine yol açmıştır.

Büyük oksidasyon olayı, aynı zamanda yeni yaşam formlarının ortaya çıkmasına da imkan sağlamıştır. Oksijenli ortamlarda yaşayabilen aerobik canlılar evrimleşmiştir. Bazı anaerobik canlılar ise aerobik bakterilerle simbiyotik ilişkiler kurarak eukaryotik hücreleri oluşturmuşlardır. Eukaryotik hücreler, mitokondri adı verilen organeller içerirler. Mitokondriler, aerobik solunum yaparak hücrelere enerji sağlarlar. Mitokondrilerin aslında aerobik bakterilerin içe alınmasıyla oluştuğu düşünülmektedir. Eukaryotik hücreler, daha sonra çok hücreli ve karmaşık yaşam formlarının evriminin temelini oluşturmuşlardır.

Özetle, büyük oksidasyon olayı, siyanobakterilerin yaptığı oksijenli fotosentez sonucu oluşmuş bir metabolik olaydır. Bu olay, Dünya’nın atmosferinde ve okyanusunda ilk kez oksijenin artmasına neden olmuştur. Bu durum hem canlıların yok olmasına hem de yeni canlıların evrimleşmesine yol açmıştır.

2. Günümüzde yeryüzündeki tüm canlıların kullandığı besinin temel kaynağı nedir?
Cevap:

Yeryüzündeki tüm canlıların kullandığı besinin temel kaynağı güneştir. Güneş, ışık enerjisi yayar. Bu enerji, bitkiler tarafından fotosentez yapmak için kullanılır. Fotosentez, bitkilerin karbondioksit ve suyu glikoz ve oksijene dönüştürdüğü bir süreçtir. Glikoz, bitkilerin kendi besinlerini üretmesini sağlar. Bitkiler, bir ekosistemdeki enerjinin üreticileridir.

Bitkiler, hayvanlar tarafından tüketilir. Hayvanlar, bitkilerden aldıkları glikozu parçalayarak enerji elde ederler. Bu enerji, hücrelerin çalışması için gerekli olan ATP molekülünü yapmak için kullanılır. Bu sürece hücresel solunum denir. Hücresel solunum sırasında karbondioksit ve su açığa çıkar. Hayvanlar, bir ekosistemdeki enerjinin tüketicileridir.

Hayvanlar da başka hayvanlar tarafından tüketilebilir. Böylece enerji, besin zinciri boyunca farklı canlılar arasında aktarılır. Ancak her adımda enerjinin bir kısmı ısı olarak kaybolur veya atık olarak dışarı atılır. Bu nedenle, besin zincirinin en üstündeki canlılar en az enerji alırlar.

Canlılar öldüklerinde, enerjileri ayrıştırıcılar tarafından kullanılır. Ayrıştırıcılar, ölü bitki ve hayvan kalıntılarını parçalayarak organik maddeleri inorganik maddelere dönüştürürler. Bu sayede, besin döngüsü tamamlanır.

Özetle, güneş ışığı yeryüzündeki yaşamın temel enerji kaynağıdır. Bitkiler güneş ışığını fotosentez yaparak kimyasal enerjiye dönüştürürler. Hayvanlar bitkileri veya başka hayvanları yiyerek kimyasal enerjiyi hücresel solunum yaparak ATP’ye dönüştürürler. Ayrıştırıcılar ölü canlıları parçalayarak kimyasal enerjiyi serbest bırakırlar.

3. Güneş sisteminin dışındaki gezegenleri keşfetmek ve özelliklerini belirlemek için uzun zamandır araştırmalar yapılmaktadır. Yaşam koşulları elverişli bir gezegen keşfedilebilirse o gezegende yaşama elverişli koşulların var olup olmadığı da incelenebilir. Sıcaklığın uygun olduğu, suyun sıvı hâlde bulunduğu, dünyada çok hücreli organizmaların olmadığı zamanlardaki gibi bir gezegen keşfettiğinizi hayal edin. Bu gezegende yaşamın Dünya gezegenindeki gibi olabilmesi için hangi organizmaların ve olayın var olması sizi umutlandırabilir?
Cevap:

Dünya dışındaki bir gezegende yaşamın Dünya gezegenindeki gibi olabilmesi için, o gezegende yaşamın nasıl başladığı ve evrimleştiği önemlidir. Dünya’da yaşamın nasıl başladığı tam olarak bilinmemekle birlikte, bazı olası senaryolar şunlardır:

  • Hidrotermal bacalar: Deniz tabanındaki sıcak su püskürmeleri, organik moleküllerin oluşması ve bir araya gelmesi için uygun bir ortam sağlayabilir. Bu moleküller daha sonra hücre zarlarına ve genetik materyale dönüşebilir.
  • Meteoritler: Uzaydan gelen meteoritler, Dünya’ya karbon, azot ve su gibi yaşam için gerekli elementleri taşıyabilir. Ayrıca meteoritlerin üzerinde bulunan organik moleküller de yaşamın başlangıcı için katkıda bulunabilir.
  • Atmosfer: İlk Dünya atmosferi, hidrojen, metan, amonyak ve su buharı gibi gazlar içeriyordu. Bu gazlar, güneş ışığı veya yıldırım gibi enerji kaynaklarıyla etkileşime girerek organik moleküller üretebilir.

Dünya’da yaşamın evrimi ise milyarlarca yıl sürmüş ve çeşitli aşamalardan geçmiştir. Bu aşamalar şöyle özetlenebilir:

  • Tek hücreli yaşam: Yaklaşık 3.5 milyar yıl önce, ilk tek hücreli organizmalar ortaya çıktı. Bunlar bakteri ve arkelerdi. Bazı bakteriler fotosentez yaparak oksijen üretmeye başladı.
  • Çok hücreli yaşam: Yaklaşık 1.5 milyar yıl önce, tek hücreli organizmalar bir araya gelerek ilk çok hücreli organizmaları oluşturdu. Bunlar basit algler ve mantarlar gibi canlılardı.
  • Karmaşık hayvanlar: Yaklaşık 540 milyon yıl önce, Kambriyen Patlaması olarak bilinen bir dönemde, hayvanların çeşitliliği ve karmaşıklığı arttı. Denizlerde solucanlar, denizanası, trilobitler, kabuklular ve balıklar gibi canlılar yaşadı.
  • Bitkiler ve böcekler: Yaklaşık 470 milyon yıl önce, ilk bitkiler karaya çıktı. Bunlar yosunlar ve eğrelti otları gibi basit bitkilerdi. Yaklaşık 400 milyon yıl önce ise ilk böcekler ortaya çıktı.
  • Sürüngenler ve amfibiler: Yaklaşık 360 milyon yıl önce, ilk amfibiler karada yaşamaya başladı. Bunlar balıklardan evrimleşmişti. Yaklaşık 300 milyon yıl önce ise ilk sürüngenler ortaya çıktı. Bunlar yumurtlayarak üreyebiliyorlardı.
  • Kuşlar ve memeliler: Yaklaşık 230 milyon yıl önce, ilk memeliler ortaya çıktı. Bunlar sürüngenlerden evrimleşmişti. Yaklaşık 150 milyon yıl önce ise ilk kuşlar ortaya çıktı. Bunlar da sürüngenlerden evrimleşmişti.
  • Çiçekli bitkiler: Yaklaşık 130 milyon yıl önce, ilk çiçekli bitkiler ortaya çıktı. Bunlar tozlaşma ve meyve üretimi ile yaygınlaştı.
  • Dinozorlar ve insanlar: Yaklaşık 65 milyon yıl önce, büyük bir meteorit dünyaya çarparak dinozorların büyük bir kısmını yok etti. Bu olay, memelilerin ve kuşların çeşitlenmesine ve yayılmasına olanak sağladı. Yaklaşık 6 milyon yıl önce, insanların ataları ortaya çıktı. Bunlar maymunlardan evrimleşmişti.

Bu gezegende yaşamın Dünya gezegenindeki gibi olabilmesi için, benzer bir başlangıç ve evrim süreci geçirmesi gerekir. Bu gezegende yaşama elverişli koşulların var olup olmadığını anlamak için, şu organizma ve olayları aramak umutlandırıcı olabilir:

  • Fotosentez yapan bakteriler: Bu bakteriler, atmosferde oksijen üretirler. Oksijen, hayvanların solunumu için gerekli bir gazdır. Ayrıca oksijen, ozon tabakasının oluşmasına da katkıda bulunur. Ozon tabakası, güneşten gelen zararlı ışınları filtreleyerek canlıları korur.
  • Çok hücreli organizmalar: Bu organizmalar, yaşamın karmaşıklığını ve çeşitliliğini arttırırlar. Çok hücreli organizmalar, farklılaşmış hücre ve dokulara sahiptirler. Bu sayede daha büyük ve daha karmaşık işlevler gerçekleştirebilirler.
  • Çiçekli bitkiler: Bu bitkiler, hayvanlar için besin kaynağı sağlarlar. Ayrıca tozlaşma ve meyve üretimi ile genetik çeşitliliği arttırırlar. Çiçekli bitkiler, karbon döngüsüne de katkıda bulunurlar. Karbon döngüsü, atmosferdeki karbondioksit miktarını dengeleyen bir süreçtir.
  • İnsan benzeri canlılar: Bu canlılar, yaşamın en üst seviyesini temsil ederler. İnsan benzeri canlılar, zeka, dil, kültür ve teknoloji gibi özelliklere sahiptirler. Bu özellikler sayesinde yaşadıkları ortama uyum sağlayabilir ve değiştirebilirler.

Onlineodev.com'a hoş geldiniz! Okul derslerinizdeki ödevleriniz ve anlamadığınız konular için aradığınız hızlı ve doğru cevapları burada bulabilirsiniz.

Türkiye Geneli Online Deneme Sınavlarına Katılın.

...