Atatürk, dünyadaki durumu “ateşkes dönemi” olarak tanımlamıştır, çünkü I. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra imzalanan antlaşmaların sadece geçici bir barış sağladığını, yeni bir savaşın kaçınılmaz olduğunu düşünüyordu. Atatürk, savaşın sonucunda ortaya çıkan yeni dünya düzeninin adaletsiz ve dengesiz olduğunu, uluslararası ilişkilerde rekabet ve çatışmanın devam ettiğini, bölgesel ve küresel güç dengelerinin sürekli değiştiğini gözlemliyordu. Atatürk, özellikle Almanya’nın ve Sovyet Rusya’nın saldırgan politikalarından endişe ediyordu. Bu nedenle, Türkiye’nin yeni bir savaşa girmemesi için tarafsız kalmasını, ancak aynı zamanda savunma gücünü artırmasını ve ulusal çıkarlarını korumasını istiyordu.
Atatürk’ün “ateşkes dönemi” olarak nitelendirdiği bu dönemde Türkiye, hem iç hem de dış politikada önemli adımlar attı. İç politikada, cumhuriyetin ilanı, çok partili sisteme geçiş, inkılaplar, laiklik, milliyetçilik gibi konularda önemli reformlar gerçekleştirdi. Dış politikada ise, Lozan Antlaşması ile uluslararası alanda tanınma ve bağımsızlık kazandı. Milletler Cemiyeti’ne üye oldu. Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi bölgesel işbirliği örgütlerinin kurulmasına öncülük etti. Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar üzerindeki egemenliğini güvence altına aldı.