Mustafa Kemal’in “vicdani görev” olarak tanımladığı görev, Türk ulusunun bağımsızlık ve egemenlik mücadelesini yürütmek ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmaktır. Mustafa Kemal, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesi ve İtilaf Devletleri’nin Osmanlı topraklarını işgal etmesi karşısında, Türk ulusunun kaderini kabullenmeyerek, millî bir direniş başlatmıştır. Bu direniş, Kurtuluş Savaşı olarak bilinen ve 1919-1922 yılları arasında süren bir savaştır. Mustafa Kemal, bu savaşta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin başkanı ve orduların başkomutanı olarak görev yapmıştır. Savaşın sonunda, İtilaf Devletleri ile Lozan Antlaşması imzalanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ve egemenliği tanınmıştır.
Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nı sadece bir askerî zafer olarak görmemiş, aynı zamanda Türk ulusunun çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması için gerekli olan siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik reformları gerçekleştirmek için bir fırsat olarak değerlendirmiştir. Bu amaçla, Cumhuriyet’in ilanı, saltanatın kaldırılması, halifeliğin kaldırılması, çok partili sisteme geçiş, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi, harf devrimi, eğitim reformu, laiklik ilkesinin benimsenmesi gibi pek çok inkılap yapmıştır. Bu inkılaplarla Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti’ni modern bir devlet haline getirmiş ve Türk ulusuna yeni bir kimlik kazandırmıştır.
Mustafa Kemal’in “vicdani görev” olarak tanımladığı görev, sadece kendisinin değil, Türk ulusunun da ortak görevidir. Mustafa Kemal, bu görevi yerine getirirken Türk ulusundan destek ve katılım beklemiş ve onlara güvenmiştir. Mustafa Kemal’in şu sözleri bu durumu açıkça ifade etmektedir: "İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur.