Sıkıyönetim, askerî otoritenin, genellikle resmî bildirgesi altında, adli yönetimi kontrol altına almasıyla işleme geçen kural sistemidir. Bu yönetim biçimi, olağanüstü hâl durumlarında ilan edilir ve temel hak ve hürriyetlerin kısmen veya tamamen durdurulmasına veya Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanır. İşte bazı önemli noktalar:
-
Yetki ve İlan: Sıkıyönetimde yetki askerî makamlarda bulunurken, olağanüstü hâlde yetki mülki makamlardadır. Sıkıyönetim, ülkenin her yerinde değil, yalnız kamu düzeni bozulan bir veya birkaç bölgesinde ilan edilir. Gerekirse tamamında da ilan edilebilir.
-
Hukuki Rejim: Anayasa sınırları içinde ve önceden tespit edilen kurallara göre uygulanan, hukuka uygun bir yönetim şeklidir. Sıkıyönetimle ilgili her şey kanunla düzenlenmiş ve keyfîliğe yer bırakılmamıştır.
-
Yargı Denetimi: Sıkıyönetimde alınacak tedbir ve kararlar yargı denetimine tabidir. Fakat bu tedbirler, 1982 Anayasası’nın 122. maddesine göre 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile düzenlenmiştir.
-
Tarihî Değişim: Türkiye’de sıkıyönetim uygulamaları zaman içinde değişiklik göstermiştir. 1982 Anayasası, 1961 Anayasası’na göre sıkıyönetimin yetkisini arttırmıştır. 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu, 2017 Türkiye anayasa değişikliği referandumuyla Anayasa’dan çıkarılmış ve 31 Temmuz 2018 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7145 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılmıştır.
Sıkıyönetim, ülkede yaşanan doğal afetlerden, salgın hastalıklara, ekonomik bunalımlardan sivil kargaşaya kadar çeşitli durumlarda devreye girebilir. Ancak her durumda hukuka uygunluk ve yargı denetimi esastır.