2. Ünite İnsanlığın İlk Dönemleri Ölçme ve Değerlendirme
9. Sınıf Meb Yayınları Tarih Ders Kitabı Sayfa 60 Cevabı
Aşağıdaki terimleri birer cümleyle açıklayınız.
Meşruiyet, yasaya uygunluk anlamına gelir. Bir şeyin meşru olması, kanunen veya dinen herhangi bir sakınca bulunmaması demektir.
Monarşi, bir kişinin veya ailenin devlet başkanlığını ömür boyu veya belirli bir süre yaptığı yönetim biçimidir. Monarşi türleri arasında mutlak monarşi, anayasal monarşi ve meşruti monarşi sayılabilir.
Aristokrasi, soyluların veya seçkinlerin yönettiği yönetim biçimidir. Aristokrasi kelimesi Yunanca "en iyi yönetenler" anlamına gelen "aristokratia"dan gelir. Aristokrasilerde yönetim hakkı genellikle doğuştan veya ailevi bağlara dayanır .
Mezopotamya, Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan ve bugün Irak, Suriye ve Türkiye sınırları içinde kalan tarihi bölgedir. Mezopotamya kelimesi Yunanca "iki nehir arası" anlamına gelen "mesopotamia"dan gelir. Mezopotamya, uygarlığın beşiği olarak kabul edilir ve pek çok eski medeniyete ev sahipliği yapmıştır .
Aşağıdaki soruları cevaplayınız.
1. Eflatun, yazma teknolojisini insan belleği için bir dış tehlike olarak görmüş ve “Yazı teknolojisini elde edenler kendi belleklerini kullanmayı durduracaklar ve unutkan olacaklardır; kendi iç kaynakları yerine dış işaretlerle onları hatırlamak için yazıya bağlanacaklardır.” demiştir.
Eflatun’un yazı teknolojisini insan belleği için bir tehdit olarak görmesinin sebepleri neler olabilir?
Cevap:
-
Eflatun, yazının insanın belleğini zayıflatacağını ve unutkanlığa yol açacağını düşünüyordu. Yazıyı kullanmanın insanın zihinsel yeteneklerini körelteceğine ve insanın kendi iç kaynaklarına güvenmesini engelleyeceğine inanıyordu.
-
Eflatun, öğrenmenin eskiden bilinenleri hatırlamak olduğunu söylüyordu. Yazı kullanıldığında insanların hiç öğrenme faaliyeti yapmayacaklarını ve sadece dış işaretlere bağımlı olacaklarını düşünüyordu. Yazının insanın özgün düşünmesini ve yaratıcılığını kısıtlayacağını savunuyordu.
-
Eflatun, yazının insanın ruhunu ve gerçeği yansıtmadığını iddia ediyordu. Yazının sadece görüntülerden ibaret olduğunu ve gerçek bilginin ancak diyaloğa dayalı felsefi tartışmalarla elde edilebileceğini ileri sürüyordu. Yazının insanın ruhunu ve gerçeği yansıtmadığını iddia ediyordu
2. Konar-göçerlerin askerî alanda üstün olmalarını sağlayan özellikler nelerdir?
-
Geçimlerini avcılık ve toplayıcılık faaliyetleri ile sağlamaları. Avcılık ile geçinmeleri ve avcılık aletlerini (ok, yay, mızrak) günlük hayatta kullanmaları, onlara savaşta da avantaj sağlamıştır.
-
Konar-göçer toplumların dışa açık ve savaşçı özelliklerinin olması. Sürekli göç ettikleri için farklı coğrafyalara ve kültürlere adapte olabilmişler, çevreleriyle iyi ilişkiler kurmuşlar veya gerektiğinde savaşmışlardır.
-
Sürekli bir yerde ikamet etmemeleri. Göç ettikleri için yerleşik toplumlara göre daha hızlı ve esnek hareket edebilmişler, lojistik faaliyetlerde tecrübe kazanmışlar ve düşmanlarını şaşırtacak stratejiler geliştirebilmişlerdir.
-
Günlük yaşantılarının at vb binek hayvanları üzerinde geçmesi. Binek hayvanları sayesinde hem ulaşımlarını hem de yük taşımacılığını kolaylaştırmışlar, savaşta da atlı okçuluk gibi etkili taktikler kullanmışlardır
3. Yazıdan önceki dönemde insanın hayat tarzını etkileyen unsurlar nelerdir?
-
İklim şartları ve tabiat koşulları. İnsanlar yaşadıkları coğrafyanın iklimine ve doğal kaynaklarına göre hayatlarını şekillendirmişlerdir. Örneğin, soğuk iklimlerde kürk giymişler, sıcak iklimlerde ise daha hafif kıyafetler tercih etmişlerdir. Ayrıca, su kaynaklarına yakın yerlerde yerleşmişler, avlanmak veya toplamak için gittikleri yerlere göre barınaklar kurmuşlardır.
-
Besin kaynağı bulabilme. İnsanlar yazıdan önceki dönemde geçimlerini avcılık ve toplayıcılık faaliyetleri ile sağlamışlardır. Bu nedenle, besin bulabilmek için sürekli göç etmek zorunda kalmışlardır. Besin kaynaklarının azaldığı veya tükendiği yerlerden ayrılmışlar, daha verimli olan yerlere gitmişlerdir.
-
Tarım ürünlerini yetiştirebilme. Yazıdan önceki dönemde insanlar tarım yapmayı keşfetmişler ve bitkileri ekip biçmeye başlamışlardır. Bu sayede, besin kaynaklarına daha kolay ulaşmışlar ve göçebe hayattan yerleşik hayata geçiş yapmışlardır. Tarım ürünleri insanların beslenmesini çeşitlendirmiş ve sağlıklarını iyileştirmiştir.
-
İnsanın üretim ve tüketim alışkanlıkları. Yazıdan önceki dönemde insanlar ihtiyaç duydukları araç ve gereçleri kendileri üretmişlerdir. Taş, kemik, ahşap gibi malzemelerden baltalar, mızraklar, oklar, yaylar gibi avcılık aletleri yapmışlardır. Ayrıca, hayvan derilerinden kıyafetler, çadırlar, halılar gibi barınma ve giyim eşyaları üretmişlerdir. Ürettikleri bu eşyaları tüketmekle kalmamış, başka topluluklarla takas yaparak ticarete de başlamışlardır.
-
Barınma yeri bulma. Yazıdan önceki dönemde insanlar barınmak için mağaraları kullanmışlardır. Mağaralar hem sıcak hem de güvenli bir ortam sağlamıştır. Ancak mağaralar yeterli olmadığında veya göç ettiklerinde insanlar kendi barınaklarını kurmuşlardır. Dal, kamış, ot gibi malzemelerden kulübeler yapmışlardır
4. Hammurabi Kanunları’nın genel özellikleri nelerdir?
-
Hammurabi Kanunları, tarihin en eski ve en iyi korunmuş yazılı yasalarından biridir. Babil kralı Hammurabi tarafından MÖ 1760 yılı civarında Akadca dilinde çivi yazısıyla 282 madde olarak yazdırılmıştır.
-
Hammurabi Kanunları, sadece ceza yasalarını içermez. Evlenme, boşanma, evlat edinme, kontratlar ve miras gibi konularda da yasalar yer almaktadır. Ayrıca, tarım, ticaret, vergi, borç ve faiz gibi ekonomik konulara da değinilmektedir.
-
Hammurabi Kanunları, "dişe diş, göze göz" şeklinde suçu işleyene aynı ağırlıkta cezayı içeren kanunlardır. Bu ilkeye kısas denir. Kısas, suçluyu caydırmak ve mağduru tatmin etmek amacıyla uygulanmıştır.
-
Hammurabi Kanunları, toplumdaki sınıf farklılıklarını yansıtan kanunlardır. Yasalarda üç sınıf belirlenmiştir: Ağalar (awilum), orta halliler (mushkenum) ve köleler (wardum). Bu sınıflara göre cezalar da değişiklik göstermiştir. Örneğin, bir ağanın dişine zarar veren bir ağa dişini çekerken, bir orta hallinin dişine zarar veren bir ağa 166 gr gümüş öder.
-
Hammurabi Kanunları, tanrısal bir kaynağa dayandırılan kanunlardır. Hammurabi, kendisine bu yasaları yazdıranın güneş tanrısı Şamaş’ın olduğunu söylemiştir. Dolayısıyla yasalar da tanrı sözü sayılmıştır. Yasaların başında ve sonunda Hammurabi’nin tanrılara olan bağlılığı ve adaleti sağlama amacı vurgulanmıştır.
5. Mısırlıların dinî inançlarının tıp ve mimariye olan etkileri nelerdir?
-
Mısırlıların dinî inançlarının tıp bilimine olan etkileri şunlardır:
-
Mısırlılar ölümden sonra yaşama inanıyorlardı. Bu yüzden ölülerini mumyalamak için çeşitli yöntemler geliştirmişlerdi. Mumyalama işlemi sırasında insan vücudunu tanımışlar, iç organların yerlerini ve işlevlerini öğrenmişlerdi. Ayrıca, mumyalamak için kullandıkları ilaçlar ve bitkiler sayesinde eczacılık biliminde de ilerlemişlerdi.
-
Mısırlılar tanrılara ve tanrısal güçlere inanıyorlardı. Bu yüzden tıp bilgisini tanrılardan aldıklarını ve tanrılara hizmet ettiklerini düşünüyorlardı. Tıp bilgisi saygın ve kutsal bir bilgi olarak görülüyordu. Ayrıca, sihir ve büyü gibi metafizik olaylara da inanarak hastalıkların nedenlerini ve tedavilerini araştırıyorlardı.
Mısırlıların dinî inançlarının mimariye olan etkileri şunlardır:
-
Mısırlılar ölümden sonra yaşama inanıyorlardı. Bu yüzden firavunlar ve soylular için anıt mezarlar yapmışlardı. Bu anıt mezarların en ünlüleri piramitlerdir. Piramitler, mühendislik ve geometri bilgisinin ürünüdür. Piramitlerin yapımında kullanılan taş blokların kesilmesi, taşınması ve yerleştirilmesi için çeşitli teknikler geliştirilmişti.
-
Mısırlılar tanrılara ve tanrısal güçlere inanıyorlardı. Bu yüzden tanrılara tapmak için çeşitli tapınaklar yapmışlardı. Tapınaklar, mimari ve sanatın birleştiği yapılar olarak görülüyordu. Tapınakların yapımında kullanılan malzemeler, süslemeler, renkler ve semboller dini anlamlar taşıyordu.
6. İlk Çağ’ın tüccar toplulukları hangileridir
-
İlk Çağ’ın tüccar toplulukları Asurlular, Fenikeliler, Lidyalılar, Soğdlar ve İbraniler (Yahudiler) dir.
-
İlk Çağ’ın tüccar toplulukları şunlardır:
-
Asurlular: Mezopotamya’da yaşamışlardır. Ticareti devletin himayesi altına alarak ticaretin devamını ve korunmasını sağlayan ilk toplumdur. Anadolu’da alışveriş merkezleri kurmuşlar ve Karum-Wabartum denilen pazar yerleri aracılığıyla yoğun bir ticari faaliyet yürütmüşlerdir. Anadolu insanına yazıyı öğretmişlerdir.
-
Fenikeliler: Doğu Akdeniz sahil şeridinde yaşamışlardır. Yaşadıkları bölgenin tarım ve hayvancılığa elverişli olmaması sebebiyle ticarete yönelmişler, Akdeniz havzasının genelinde koloniler kurmuşlardır. Doğu uygarlıkları ile batı uygarlıkları arasında köprü vazifesi görmüşlerdir. Alfabeyi icat etmişlerdir.
-
Lidyalılar: Gediz ve Küçük Menderes vadilerinde yaşamışlardır. İcat ettikleri para ile dünya ticaretinde atılıma sebep olmuşlardır. Ticaretin yanında madencilik, tarım ve hayvancılık ile uğraşmışlardır.
-
Soğdlar: Orta Asya’da yaşamışlardır. Akhunlar ve Kök Türkler hakimiyetinde bulunan Soğd bölgesi özellikle Kök Türk zamanında Orta Asya’nın ekonomik, siyasi ve kültürel merkezi olmuştur. Soğdlu tüccarlar İslam öncesi ve sonrası dönemlerde İpek Yolu üzerinde etkin rol oynamışlardır.
-
İbraniler (Yahudiler): Yakın Doğu’da yaşamışlardır. Tevrat’a göre Hz. İbrahim’in soyundan gelirler. Mısır’dan çıkarak Filistin’e yerleşmişlerdir. Dini inançlarına göre tek tanrıya inanmışlar ve Yahudilik dinini kurmuşlardır. Tarih boyunca birçok zulüm ve sürgün görmüşlerdir. Ticarete yatkın bir toplum olarak bilinirler.
7. Tarih öncesi döneme ait Çatalhöyük’te (Görsel 2.46) yapılan arkeolojik kazıların amaçları nelerdir?
Tarih öncesi döneme ait Çatalhöyük’te yapılan arkeolojik kazıların amaçları şunlardır:
-
Yazıdan önceki yerleşik yaşama ve medeniyete ait bilgiler edinmek.
-
İnsanların günlük yaşantılarını, geçim kaynaklarını, kültürlerini, sanatlarını, inançlarını ve sosyal ilişkilerini bulmak.
-
İnsanın köy yaşamından kentsel yaşama geçişi hakkında bilgilere ulaşmak.
-
Neolitik Çağ ve Kalkolitik Çağ’da Anadolu’da yaşamış olan toplulukların tarihi ve kültürel mirasını korumak ve tanıtmak
9. Sınıf Meb Yayınları Tarih Ders Kitabı Sayfa 61 Cevabı
Aşağıdaki soruları metinden yola çıkarak cevaplayınız.
1. Yukarı Mezopotamya’nın Bereketli Hilal olarak gösterilmesinin nedenleri neler olabilir?
Yukarı Mezopotamya’nın Bereketli Hilal olarak gösterilmesinin nedenleri şunlardır:
-
İklimin ve tabiat koşullarının uygun olması, verimli toprakların olması ve önemli yerlerin kesişim noktası olması.
-
Tarım Devrimi’nden sonra ilk yerleşim yerlerinin ve ilk uygarlıkların ortaya çıktığı bir bölge olması.
-
İnsan yaşamına uygun olması, temel ihtiyaçlarını karşılaması ve hilal biçiminde yer alan bu bölgenin insanların yerleşimi için çok uygun bir bölge olması.
-
Dünyadaki tarımın temelinde bulunan sekiz temel bitkiden altısının bu bölgede evcilleştirilmiş olması
2. Göbeklitepe’nin daha sonra inşa edilen tapınaklara etkisi nedir?
Göbeklitepe, dünyanın en eski ve ilk tapınak yapısı olduğu iddia edilen bir kült merkezidir. Kendisinden önce bilinen antik tapınaklardan en az 5000 yıl eski olan bu megalitik yapı, uygarlığın gelişiminde dinsel inanışların ne kadar etkili ve önemli olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Göbeklitepe’nin daha sonra inşa edilen tapınaklara etkisi şu yönden olmuştur:
-
İnşa edilen ilk tapınak olması, inançların tapınma yerleri inşa etmesine örnek olmuştur.
-
Göbeklitepe’nin evreni ve sonsuzluğu simgeleyen daire şeklinde inşa edilmesi, daha sonra inşa edilen tapınakların mimari tarzına ilham vermiştir.
-
Tapınak alanında kayalarda daire şeklinde sembollerin olması, daha sonra inşa edilen tapınakların kullanılan sembollerine örnek teşkil etmiştir.
Göbeklitepe, insanlık tarihinin yeniden yazılmasına yardımcı olabilecek önemli bir arkeolojik alandır.
3. Göbeklitepe’nin bir gözlemevi olabileceğinin kanıtları neler olabilir?
-
Göbeklitepe’deki tapınakların genellikle yuvarlak şekilde inşa edilmesi, gökyüzünü incelemek ve cisimlerin konumlarını gözlemlemek için uygun bir mimari tarz olduğunu düşündürmektedir.
-
Göbeklitepe’deki dikilitaşlarda yer alan hayvan figürleri, takımyıldızlarına benzemekte veya onları temsil etmekte olabilir.
-
Göbeklitepe’deki C tapınağının merkezi dikilitaşlarının birinde yer alan Güneş’e ve Ay’a benzeyen sembolün, M.Ö. 10 binli yıllarda İkizler (Gemini) takımyıldızı doğrultusunda gerçekleşmiş olan bir Güneş tutulmasını ifade ediyor olabileceği ileri sürülmüştür.
-
Göbeklitepe’deki ünlü antik sembolleri tercüme eden araştırmacılar, 13.000 yıl önceki yıkıcı bir kuyruklu yıldız çarpmasının etkisini anlatan bulgulara rastladıklarını iddia etmişlerdir.
Bu kanıtlar, Göbeklitepe’nin sadece bir kült merkezi değil, aynı zamanda bir gözlemevi de olabileceğini göstermektedir.
4. Günümüzde Türkiye’ye katkı sağlayan diğer tarihî yapıtlar hangileridir?
-
Ayasofya: İstanbul’da bulunan ve 6. yüzyılda Bizans İmparatoru Justinianus tarafından yaptırılan tarihî bir kilise, cami ve müzedir. Mimari, sanatsal ve dini açıdan önemli bir eserdir.
-
Aspendos: Antalya’da bulunan ve 2. yüzyılda Roma döneminde inşa edilen antik bir tiyatro ve kenttir. Akustiği ve mimarisi ile ünlüdür.
-
Efes: İzmir’de bulunan ve M.Ö. 10. yüzyılda kurulan antik bir kenttir. Helenistik, Roma, Bizans ve Selçuklu dönemlerine ait pek çok tarihî yapıya ev sahipliği yapmaktadır. Celsus Kütüphanesi, Artemis Tapınağı, Hadrian Tapınağı, Büyük Tiyatro gibi eserler görülmeye değerdir.
-
Afrodisias: Aydın’da bulunan ve M.Ö. 5. yüzyılda kurulan antik bir kenttir. Antik Yunan tanrıçası Afrodit’e adanmıştır. Kentte Tetrapylon adlı anıtsal bir kapı, stadyum, tiyatro, odeon, agora, tapınaklar ve müze gibi eserler bulunmaktadır.
-
Sagalassos: Burdur’da bulunan ve M.Ö. 12. yüzyılda kurulan antik bir kenttir. Pisidya bölgesinin en önemli kentlerinden biriydi. Kentte Antoninler Çeşmesi, Agora Çeşmesi, Dor Tapınağı, Nymphaeum, tiyatro, hamam ve nekropol gibi eserler bulunmaktadır.
-
Aizanoi: Kütahya’da bulunan ve M.Ö. 3. yüzyılda kurulan antik bir kenttir. Kentte Zeus Tapınağı, stadyum-amfitiyatro kompleksi, hamam, köprü ve nekropol gibi eserler bulunmaktadır.