Egemenlik, devletin hukuk kurallarını belirleyip toplumu yönetme gücünü kullanması olarak tanımlanır. Bu güç, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini koruma ve toplumun genel çıkarlarını sağlama görevi ile dengelenmelidir.
Geçmişten günümüze, bu dengenin sağlanması konusunda farklı görüşler ortaya konmuştur. John Locke, devletin bireylerin yaşam, özgürlük ve mülkiyet haklarını korumak için var olduğunu savunurken, J.J. Rousseau, devletin bireylerin ortak iradesine dayalı toplumsal sözleşme sonucu ortaya koyduğu kurallara uyması gerektiğini belirtmiştir. Bu iki düşünür arasındaki temel fark, Locke’un bireysel özgürlükleri, Rousseau’nun ise toplum çıkarlarını öncelikli kıldığıdır.
Günümüzde, demokratik toplumlarda, ne yalnızca bireyin ne de yalnızca devletin önceliği bulunmaktadır. Birey, temel hak ve özgürlüklerine sahip çıkarken, devlet de görev ve sorumluluklarının gereğini yerine getirmelidir. Birey olmadan devlet, devlet olmadan birey varlığını sürdüremez. Devlet, farklı istek, düşünce, çıkar ve arzu sahibi bireylerin bir toplum içinde yaşama ihtiyaçları sonucu oluşmuştur. Bireyler bir araya gelince, farklılıkları giderecek asgari bir uzlaşıma yani onları yönetecek bir otoriteye gerek duyarlar. Bu otorite, devlettir.
Sonuç olarak, bireyin devlet için bile olsa temel hak ve özgürlüklerinden vazgeçmesi düşünülemeyeceği gibi, birey için devletin feda edilmesi de kabul edilemez. Devlet ve birey arasındaki bu denge, toplumun sağlıklı işleyişi için hayati öneme sahiptir.