Uçağın icat edildiği yıllarda pilotun üzerinde bir kabin yoktu. Bu uçaklarla çok yüksekte uçmak, pilotun sağlığı için uygun değildi. Çünkü yüksek irtifalarda atmosfer basıncı düşer ve havadaki oksijen seviyesi azalır. Bu da pilotun nefes almasını zorlaştırır ve oksijen yetmezliği yaşamasına neden olur. Bu durumun atmosfer basıncı ile ilgisi budur.
Günümüzde uçaklarda “kabin basıncı”ndan söz edilir. Bu, uçak içindeki havanın basınçlandırılarak yüksek irtifalarda bile rahat nefes alınmasını sağlayan bir sistemdir. Uçaklar gökyüzünde uçarken zorlu hava koşulları alçak irtifalarda meydana gelir. Bu yüzden yakıt tasarrufu sağlamak ve emniyetli yolculuk yapmak için uçaklar yüksek irtifalarda uçarlar. Fakat uçaklar yüksek irtifalara tırmandıkça oksijen seviyesi düştüğü için uçak kabini basınçlandırılarak içerideki hava sıkışır ve oksijen seviyesi artarak uçaktayken rahat nefes almamız sağlanır.
Uçuş esnasındaki kabin içindeki hava 8000 ft (yaklaşık 2400 metre) irtifadaki havaya eşdeğer şekilde basınçlandırılıyor. Bu da insan sağlığının uyum göstermekte zorlanmadığı bir atmosfer basıncına karşılık gelir. Kabindeki basınç arttıkça hava molekülleri sıkışacak ve her nefeste daha fazla oksijen elde edilecektir.
Kabine sürekli taze hava göndererek kabindeki basıncın artması sağlanır. Fazla hava da uçağın arka kısmında bulunan out flow valve denilen valften dışarıya atılır. Kabin içi basıncını arttırmak istendiğinde valfi kısılır, kabin basıncı azaltılmak istendiğinde ise valfi açılır.