Aşılar, hastalıklara karşı bağışıklık kazanmak için vücuda verilen zayıflatılmış veya ölü mikroplar veya bunların parçalarıdır. Aşıların tarihi, M.Ö. 590 yılında Çin’de çiçek hastalığına karşı yapılan ilk uygulamaya kadar uzanmaktadır. Bu uygulamada, ciltteki iltihaplı maddenin sağlıklı kişilerin burnuna verilmesiyle hastalığa karşı koruma sağlanmıştır.
Aşıların modern anlamda kullanımı ise 18. yüzyılda İngiliz hekim Edward Jenner’in çiçek aşısını bulmasıyla başlamıştır. Jenner, inek çiçeği geçiren insanların çiçek hastalığına yakalanmadığını gözlemleyerek, inek çiçeği virüsünü sağlıklı insanlara enjekte etmiş ve bunun çiçeğe karşı bağışıklık oluşturduğunu kanıtlamıştır.
Osmanlı İmparatorluğu’nda ise aşı uygulamalarının tarihi 1721 yılına dayanmaktadır. İngiltere Büyükelçisinin eşi Lady Mary Montagu, ülkesine yazdığı bir mektupta İstanbul’da çiçek hastalığına karşı “aşı denilen bir şey” (varilasyon metodu) yapıldığını bildirmiştir. Bu mektup aşı yapımına ilişkin ulaşılmış en eski belgedir.
Osmanlı’da aşı üretimi ise 19. yüzyılın sonlarında başlamıştır. Fransız bilim adamı Louis Pasteur’ün kuduz aşısını bulmasından sonra, Osmanlı Devleti Pasteur’e maddi destek sağlamış ve ondan asistan olarak yetiştirilmesini istediği üç kişiye kuduz mikrobu enjekte edilmiş bir kemik iliği göndermesini istemiştir. Bu kemik iliği ile 1887 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane’de ilk kuduz aşısı üretilmiş ve Kuduz Tedavi Müessesesi kurulmuştur. Bu kurum dünyada üçüncü, doğunun ise ilk kuduz merkezi olmuştur.
Osmanlı’da ayrıca 1892 yılında Bakteriyoloji Hane Telkihhane (Çiçek Aşısı Üretim Merkezi) kurulmuş ve ilk çiçek aşısı üretilmiştir. Daha sonra sırasıyla difteri, sığır vebası, kızıl, tifo, kolera, dizanteri ve veba aşıları da üretilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nde ise aşı üretimi çalışmaları devam etmiş ve 1927 yılında verem aşısı (BCG), 1931 yılından itibaren tetanoz ve difteri aşıları, 1937 yılında kuduz serumu, 1942 yılında tifüs aşısı ve akrep serumu, 1950 yılında influenza (grip) aşısı üretilmeye başlanmıştır. Ayrıca Türkiye’de Biyolojik Kontrol Laboratuarı (1947) ve Uluslararası Bölgesel İnfluenza Merkezi (1950) gibi önemli kurumlar da kurulmuştur.
Aşılar sayesinde insanlık tarihinin en ölümcül hastalıklarından biri olan çiçek hastalığı dünyadan tamamen yok edilmiştir. Ayrıca diğer pek çok bulaşıcı hastalığın yayılması önlenmiş, ölüm oranları azalmış ve insan ömrü uzamıştır. Aşılar, bireysel olarak hastalıktan korumayı hedeflerken, toplumsal olarak bakıldığında hastalığın eradikasyonunu (yok edilmesini) hedefler.