Bir sanat eserinin “güzel” ya da “çirkin” olarak nitelendirilmesi, sanatın ve estetiğin en temel sorunlarından biridir. Güzellik kavramı göreceli ve değişkendir. Güzellik, hem sanatçının hem de izleyicinin bakış açısına, zevkine, kültürüne, eğitimine, duygularına ve değerlerine bağlıdır. Bir sanat eserinin güzel olup olmadığı, sadece onun biçimsel özellikleriyle değil, aynı zamanda onun anlamı, mesajı, işlevi ve etkisiyle de ilgilidir. Bu yüzden, bir sanat eserini güzel ya da çirkin olarak nitelendirmek, kişisel bir yargıdan öteye geçemez.
Sanat felsefesi, güzellik ve sanat kavramlarını çeşitli açılardan ele almıştır. Bazı felsefeciler, güzelliği bir idea olarak görerek, sanatın bu ideayı taklit etme olduğunu savunmuşlardır. Bu görüşe göre, yapılan eser ne kadar ideaya yaklaşırsa o oranda güzel olur. Bazı felsefeciler ise, güzelliği ahenk, düzen ve sınır gibi kriterlere bağlayarak, sanatın bu kriterleri sağlama olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu görüşe göre, insanın algı sınırlarını ve kavrayış gücünü aşan çok büyük ya da çok küçük bir şey güzel olamaz. Bazı felsefeciler de, güzelliği sanatçının yaratıcılığına ve izleyicinin duyarlılığına bırakarak, sanatın özgün ve etkileyici olma olduğunu iddia etmişlerdir. Bu görüşe göre, her sanat eseri kendine özgü bir güzellik taşır.
Bu farklı görüşlerden anlaşıldığı gibi, bir sanat eserinin “güzel” ya da “çirkin” olarak nitelendirilmesi doğru değildir. Çünkü bu nitelendirme, objektif bir gerçekliği değil, subjektif bir tercihi yansıtır. Sanat eserleri, sadece estetik değil, aynı zamanda etik, siyasi ve toplumsal boyutları da olan karmaşık yapıtlardır. Bu yüzden, sanat eserlerini değerlendirirken sadece güzellik kriterlerine değil, aynı zamanda anlam kriterlerine de dikkat etmek gerekir. Sanat eserleriyle ilgili olarak söylenebilecek en doğru şey belki de şudur: Herkesin beğendiği bir sanat eseri yoktur ama herkes için beğenebileceği bir sanat eseri vardır.