Bu soru, gerçekliğin ne olduğu, nasıl tanımlandığı ve nasıl bilindiği gibi konuları içerir. Farklı felsefi akımlar, bu soruya farklı cevaplar vermişlerdir. Bazıları, gerçekliğin tek ve nesnel olduğunu ve herkes tarafından aynı şekilde algılanabileceğini savunmuşlardır. Bazıları ise, gerçekliğin çoklu ve öznel olduğunu ve herkesin kendi bakış açısına göre farklı doğrulara sahip olabileceğini ileri sürmüşlerdir.
Örneğin, pozitivistler, sadece bilimsel yöntemle kanıtlanabilen şeylerin gerçek olduğunu ve metafizik spekülasyonların anlamsız olduğunu iddia etmişlerdir. Onlara göre, bir konu hakkında birden fazla doğru olması mümkün değildir. Sadece gözlemlenebilir ve ölçülebilir verilere dayanan bir doğru vardır. Bunun aksine, pragmatistler, gerçeğin insanların eylemlerine ve sonuçlarına bağlı olarak değişebileceğini ve farklı grupların farklı kriterlere göre gerçeği belirleyebileceğini öne sürmüşlerdir. Onlara göre, bir konu hakkında birden fazla doğru olması mümkündür. Sadece insanların ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılayan bir doğru vardır.
Bu iki akım arasında, gerçeği hem nesnel hem de öznel olarak ele alan başka akımlar da vardır. Örneğin, Wittgenstein’ın dil oyunları teorisi, dilin farklı bağlamlarda farklı anlamlar taşıdığını ve gerçeği yansıtmadığını savunmuştur. Ona göre, bir konu hakkında birden fazla doğru olması kaçınılmazdır. Sadece dilin kullanımına bağlı olan bir doğru vardır.