Hz. Peygamber, Mekke’de putperest bir toplumda doğmuş, yetim kalmış, ticaretle uğraşmış, dürüstlüğü ve güvenilirliği ile tanınmıştır. O, toplumunun ahlaki çöküntüsüne, zulüm ve adaletsizliğine, cahiliye adetlerine ve putlara tapınmasına karşı içten içe rahatsızlık duymuş, Allah’ın varlığına ve birliğine inanmıştır. Bu nedenle, o, Mekke’nin gürültüsünden ve kalabalığından uzaklaşmak, yaratılışın gayesini ve kendisinden beklenen vazifeyi anlamak için sık sık Hira Mağarası’na giderek orada tefekkür etmeye başlamıştır. Hira Mağarası, Kabe’nin göründüğü, çevreye hakim bir mevkide olup tefekküre müsait bir mekandır. Hz. Peygamber, burada Allah’ın yarattığı şeylerden ibret almakta, göklerin ve yerin melekutundan ders çıkarmakta, Kabe’yi seyretmekteydi. Ayrıca, o, Ramazan aylarında burada bir ay itikafa çekilerek ibadet etmekte, gelen fakir ve miskinlere yardım etmekteydi. Hz. Peygamber’in Hira’da tefekkür etmesinin sonucunda ise, Allah onu peygamber olarak seçmiş ve ona ilk vahyi göndermiştir. Bu da onun tefekkürünün ne kadar önemli ve değerli olduğunu göstermektedir.