Türk Cumhuriyetleri, 20. yüzyılın başlarında Rusya’nın egemenliği altına girmiş ve Sovyetler Birliği’nin kurulmasıyla birlikte Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri haline gelmiştir. Bu süreçte, Türk Cumhuriyetleri’nin ana dilleri olan Türkçe ve lehçeleri, Rusça karşısında ikinci planda kalmış ve baskı görmüştür. Sovyet yönetimi, Türk Cumhuriyetleri’nde Rusça eğitimi, alfabe değişikliği, dil reformu, kültürel asimilasyon gibi politikalar uygulayarak Türk dillerinin kullanımını sınırlamış ve Ruslaştırma çabası içine girmiştir.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte, Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını ilan etmiş ve ana dillerini resmi dil olarak kabul etmişlerdir. Ancak, uzun yıllar süren Sovyet etkisi nedeniyle, Türk Cumhuriyetleri’nde ana dilleriyle konuşma oranı düşük kalmıştır. Özellikle, eğitim, bilim, teknoloji, ticaret gibi alanlarda Rusça yaygın olarak kullanılmaya devam etmiştir. Ayrıca, Türk Cumhuriyetleri arasında da dil farklılıkları ve iletişim sorunları ortaya çıkmıştır.
Türk Cumhuriyetleri, ana dillerini korumak ve geliştirmek için çeşitli önlemler almışlardır. Örneğin, Türkçe eğitimini yaygınlaştırmak, Türkçe yayınları artırmak, Türkçe sözlükler ve terminoloji çalışmaları yapmak, Türkçe bilgisayar programları geliştirmek, Türkçe uluslararası sınavlar düzenlemek, Türkçe öğretmenleri yetiştirmek gibi adımlar atılmıştır. Ayrıca, Türk Cumhuriyetleri arasında dil işbirliği ve dayanışmasını güçlendirmek için Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi), Türk Akademisi, Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (TÜRKSOY), Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKKA) gibi kuruluşlar kurulmuştur.