İnsan doğası ile din arasındaki irtibat, insanın yaratılışından kaynaklanan bir gerçekliktir. İnsan, hem maddi hem de manevi ihtiyaçları olan bir varlıktır. Maddi ihtiyaçlarını karşılamak için yeme, içme, barınma, ısınma gibi faaliyetlerde bulunurken, manevi ihtiyaçlarını karşılamak için de yüce bir varlığa inanma, ona bağlanma, onun emir ve yasaklarına uyma gibi davranışlarda bulunur. Bu davranışlar, insanın dinî bir varlık olduğunu gösterir.
Din, insanın doğasında var olan bir olgudur. İnsan, fıtratı gereği Allah’ın varlığını ve birliğini tanıyabilecek bir kabiliyete sahiptir. Bu kabiliyet, insanın doğuştan getirdiği inanma duygusudur. İnsan, hayatın anlamını, varoluşun amacını, ölümün ardından neler olacağını, iyilik ve kötülüğün ölçüsünü, ahlaki değerleri ve sorumlulukları gibi temel sorulara cevap arar. Bu cevapları, dinin sunduğu inanç, ibadet, ahlak ve hukuk gibi kurallarda bulur. Din, insanın hayatını düzenleyen, ona teselli, huzur, mutluluk ve umut veren bir rehberdir.
Din, insanın sadece bireysel değil, aynı zamanda sosyal hayatını da etkiler. İnsan, toplum içinde yaşayan bir varlıktır. Toplumda yaşamanın da belli kuralları vardır. Din, insanların birbirleriyle ilişkilerini, hak ve sorumluluklarını, adalet ve merhamet ilkelerini belirler. Din, insanları ortak bir inanç, değer ve amaç etrafında birleştirir. Din, insanların toplumsal bağlarını, dayanışma ve yardımlaşma duygularını güçlendirir.
Kısacası, insan doğası ile din arasında sıkı bir irtibat vardır. İnsan, doğası gereği dinî bir varlıktır. Din, insanın hem bireysel hem de toplumsal hayatını şekillendirir, ona anlam ve değer katar. Din, insanın yaratıcısı olan Allah ile olan ilişkisini düzenler, onun rızasını kazanmasına vesile olur.