Orta Çağ Avrupası’nda bilim, doğa, matematik ve doğa felsefesi çalışmalarını içermektedir. Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte Avrupa kendisini besleyen Yunan öğretisinden mahrum kaldı. Kilise, düşünce özgürlüğünü ve özgür bir şekilde çalışma biçimini yok etmiştir. Papalığın denetimi altında yer alan okullarda skolastik düşünce hakimdi.
Skolastik düşünce, kilisenin otoritesine dayanan ve akıl yürütme ile inancı uzlaştırmaya çalışan bir felsefe akımıdır. Skolastik düşünürler, genellikle Aristoteles’in eserlerini yorumlayarak, doğa bilimleri, mantık, metafizik, etik ve teoloji konularında yazmışlardır. Skolastik düşünce, Orta Çağ boyunca Avrupa’da egemen olan bilim anlayışını şekillendirmiştir.
Orta Çağ Avrupası’nda bilim anlayışı, 12. yüzyıldan itibaren İslam dünyasından gelen tercümeler ve yeniden keşfedilen Yunan eserleri sayesinde değişmeye başlamıştır. Bu dönemde, Avrupa’da ilk üniversiteler kurulmuş ve bilimsel araştırmaların merkezi haline gelmiştir. Orta Çağ Avrupası’nda bilim anlayışının gelişmesine katkıda bulunan bazı önemli bilim insanları şunlardır:
-
Roger Bacon (1214-1294): Doğa bilimleri, optik, matematik ve diller üzerine çalışmıştır. Deneysel yöntemin önemini vurgulamıştır.
-
Thomas Aquinas (1225-1274): Skolastik düşüncenin en önemli temsilcilerinden biridir. Aristoteles’in felsefesini Hristiyan teolojisi ile uyumlu hale getirmeye çalışmıştır.
-
Leonardo Fibonacci (1170-1250): Matematikçi ve sayı teorisyenidir. Hint-Arap sayı sistemi ve Fibonacci dizisi ile tanınmıştır.
-
Nicole Oresme (1320-1382): Matematik, fizik, astronomi, ekonomi ve teoloji üzerine çalışmıştır. Koordinat sistemi, grafik gösterim, sonsuz küçükler ve hareket yasaları gibi konularda öncü olmuştur.
-
William of Ockham (1285-1347): Mantıkçı ve filozoftur. Ockham’ın usturası olarak bilinen ilkeyi ortaya atmıştır. Bu ilke, gereksiz varsayımlardan kaçınarak en basit açıklamayı tercih etmeyi önerir.
Orta Çağ Avrupası’nda bilim anlayışı, 15. yüzyıldan itibaren Rönesans ile birlikte daha fazla değişim ve gelişim göstermiştir. Bu dönemde, bilim insanları kilisenin otoritesine karşı çıkmış ve doğayı daha bağımsız ve eleştirel bir şekilde incelemeye başlamışlardır.