Ö. Faruk Erdem’in “Mitolojik Dönem ve Sonrasında Türklerin Felsefi Anlayışı” adlı makalesine göre, eski Türk metinlerinde geçen hikmet görüşleri, Antik Yunan filozoflarının felsefi görüşleriyle bazı benzerlikler göstermektedir.
Eski Türklerin hikmet görüşlerinde, var olanın tasavvufi bir şekilde dünyanın her yerinde tezahür ettiği fikri vardı. Yani Tanrı tek ya da biricik bir nesne değildi, Tanrı yeryüzüydü, Tanrı evrendi, Tanrı var olan her şeyin içerisindeki biricik ana parça ve nüve idi. Bu görüş, her şeyin bir parçası olan ve her şeyi içinde barındıran bir Tanrı anlayışını ifade eder.
Antik Yunan filozoflarından Platon ve Aristoteles’in felsefi görüşleri ise birbirinden ayrılırdı. Örneğin, Platon, Tanrı’nın tek ve biricik olduğunu söylerken bir idealar evreninden bahsederdi. Tanrı, o idealar evreninin yaratıcısı olarak kutsal ve yüce idi. Maddeye kesinlikle bürünmemiş olduğu düşünülen Tanrı son derece soyuttu.
Bu iki felsefi anlayış arasında temel bir benzerlik vardır: Hem eski Türk hikmet geleneği hem de Antik Yunan felsefesi, evrenin ve varlığın temelinde bir ilkenin, bir "ilk neden"in olduğunu kabul eder. Ancak, bu "ilk neden"in ne olduğu ve nasıl anlaşılması gerektiği konusunda farklı yaklaşımlar sergilerler.
Sonuç olarak, eski Türk metinlerinde geçen hikmet görüşleri ile Antik Yunan filozoflarının felsefi görüşleri arasında temel bir benzerlik bulunmaktadır. Ancak, bu benzerlik, felsefi düşüncelerin bağlamı ve uygulaması açısından farklılık gösterir.