23 Temmuz 1908’de meşrutiyet, II. Meşrutiyet ismiyle II. Abdülhamid yönetiminde ve İttihat ve Terakki önderliği ve baskısında tekrar ilan ettirilmiştir. Bu dönemde siyasal seçim yapılmış ve taraflar İttihat ve Terraki ile liberal bir görüşe sahip olan Ahrar Fırkası olmuştur. Ülkede siyasi olarak iki farklı insan kesimi oluşmuş, biri İttihat ve Terakkiyi, diğeri de muhalif düşünceyi savunmuştur. Gazeteci Hasan Fehmi Bey’in İttihat ve Terakki fedaisi tarafından öldürülmesi bir ayaklanmaya sebep olmuştur. Bu ayaklanma bir öğrenci ayaklanması olarak başlamış, mebusların ve gazetecilerin linç edilip zarar görmesi ile birlikte büyük bir ayaklanmaya dönüşmüştür.
31 Mart Vakası olarak da bilinen ve 13 Nisan 1909’da çıkan bu ayaklanma Hareket Ordusu tarafından bastırılmıştır. Meclis daha sonradan toplanıp tüm bu ayaklanmanın sorumlusunu II. Abdülhamid olarak belirlemiştir ve yerine V. Mehmed Reşad geçirilmek üzere tahttan indirilmiştir. II. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra meclisin yetkisi artmış ve padişahın artık yalnızca sembolik bir yetkisi ve bir gücü kalmıştır.
II. Meşrutiyetin ikinci dönemi olarak bilinen 1912 yılı ve sonrasında Arnavut isyanı çıkması ve durumların kötüye gitmesi sonucunda İttihat ve Terakki destekçisi Mehmed Said Paşa istifaya zorlandı ve partilerüstü bir hükümet ortaya çıktı. Son olarak İttihat ve Terakki karşıtı Kamil Paşa hükümeti kurulmuş oldu. Bu dönemde Balkan Savaşı ardından Arnavutluk, Makedonya, Selanik ve Trakya’nın batısı kaybedilmiş oldu.
Aynı dönemde Bulgar kuşatması altındaki Edirne’nin kurtulması sebebi gösterilerek Bâb-ı Âli baskını gerçekleşti. Yine de Londra Antlaşması ile Edirne Bulgaristan’a bırakılmış oldu. Aynı dönemde Balkan devletleri kendi aralarında sorunlar yaşadılar ve bu fırsatla Edirne geri alınmış oldu ve yeni sınır da batıda Meriç nehri olarak belirlendi.