İslamiyet öncesi Türk devletlerindeki askerî yapı, “ordu-millet” anlayışı üzerine kurulmuştu. Askerlik, özel bir meslek olarak görülmez ve paralı askerler bulunmazdı. Herkes, savaş zamanında asker olarak görev yapardı. İlk Türk-İslam devletlerinde ise ordu, büyük ölçüde Türklerden meydana gelmiş ve askeri yapı daha organize bir hale gelmiştir. Sarayı ve sultanı koruyan maaşlı askerler (Gulaman-ı saray), asıl savaşan Hassa ordusu, eyalet orduları ve gönüllülerden oluşan ücretli askerler gibi farklı birimler ortaya çıkmıştır.
İslamiyet öncesi Türk devletlerinde, savaşçıların başlarını korumak için kullanılan miğferlere “Börk” veya “Tolga” denirken, Türk-İslam devletlerinde, askerî teşkilat içinde okçular, mızrakçılar, gürzcüler, sopacılar, neftçiler, lağımcılar, meşaleciler ve bayraktarlar gibi daha spesifik savaşçı grupları bulunmaktaydı.
Bu bilgiler ışığında, İslamiyet öncesi Türk devletlerindeki genel askerlik anlayışının, İslamiyet’in kabulüyle birlikte daha organize ve profesyonel bir yapıya büründüğü söylenebilir. İslamiyet öncesi dönemde herkesin potansiyel bir asker olduğu, toplumun tamamının savaşa katılabileceği bir yapı iken, İslam’ın kabulünden sonra askeri yapı, belirli birimler ve görevler etrafında şekillenmiştir. Bu da, Türk-İslam devletlerinin askeri alanda daha karmaşık ve stratejik bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.