Farklı kültürlere ait müzikleri dinlerken, insanın içinde bir renk cümbüşü oluşur gibi geliyor bana. Her melodinin, her ritmin, her enstrümanın kendi hikayesi ve ruhu vardır. İşte o ruhlar, kulaklarımızdan içimize doğru akarken, bizi başka diyarlara götürür.
Bir Hint raga’sının mistik nağmeleri, bir Flamenko gitarının ateşi, bir Japon koto’sunun hüznü… Her biri farklı bir duygu evrenini açar önümüzde. Bir an için, o kültürün insanları gibi hissederiz. Belki de bu yüzden müzik, sınırları aşan bir dil gibidir.
Bazen bir İrlanda halk şarkısı, içimizdeki melankoliyi uyandırırken; bazen de bir Brezilya sambası, ayaklarımızı yerden keser. Müziğin büyüsüne kapılırız ve dünyanın dört bir yanındaki insanların duygularını paylaşırız.
Kısacası, farklı kültürlerin müziği dinlerken, ben bir gezgin gibi hissederim. Her nota, her akor, beni biraz daha uzaklara taşır ve dünyanın zenginliğini hissettirir.