Özdeşlik ilkesi ve çelişmezlik ilkesi, Aristoteles’in biçimsel mantığının temel taşlarından ikisidir. Özdeşlik ilkesi, bir şeyin kendisiyle özdeş olduğunu, yani bir önermenin anlamı değişmediği sürece doğruluk değerinin de aynı kalacağını ifade eder. Örneğin, “Öğrenci öğrencidir” önermesinde, “öğrenci” teriminin anlamı değişmez ve bu yüzden önerme her zaman doğrudur.
Çelişmezlik ilkesi ise, bir önermenin aynı anda hem doğru hem de yanlış olamayacağını belirtir. Yani, bir durum ya var olmalı ya da var olmamalıdır, her ikisi birden olamaz. Örneğin, “Cemre hem çalışkandır hem de tembeldir” önermesi çelişkilidir ve bu yüzden kabul edilemez.
Bu iki ilke birbirleriyle yakından ilişkilidir çünkü özdeşlik ilkesi, bir önermenin veya kavramın tutarlılığını sağlarken, çelişmezlik ilkesi bu tutarlılığın korunmasını gerektirir. Bir önerme özdeşlik ilkesine uygunsa, çelişmezlik ilkesine de uymalıdır. Eğer bir zihin özdeşlik ilkesine uymuyorsa, çelişmezlik ve üçüncü halin imkânsızlığı ilkeleri anlamsız kalır ve doğru düşünme biçimi çöker.
Özdeşlik ilkesi, düşünme sürecinde sabit bir referans noktası sağlar ve çelişmezlik ilkesi, bu referans noktasına dayanarak mantıklı sonuçlara ulaşmayı mümkün kılar. Bu nedenle, her iki ilke de mantıklı düşünme ve akıl yürütme için vazgeçilmezdir.