Bir medeniyetin var olabilmesi için önce dile ihtiyaç vardır; kendini ifade edecek, kitlelere mesajı yayacak, tefekkür edecek, söz sanatları yapacak. Her dinde, her medeniyette kutsal sayılan metinler vardır. Mesela manifestolar var. Dolayısıyla mutlaka sağlam bir altyapının, yani dilin olması lazım. Benim açımdan Osmanlıca böyle bir dil! Osmanlı medeniyet yorumunun, ki o İslam medeniyetinin Osmanlı yorumudur, dayandığı temel ve bu dil, Osmanlı medeniyetinin etki sahasında tesirli oluyor ve mesaj bu dil üzerinden yayılıyor.
Yani Osmanlıca yeni bir İslam medeniyet yorumunun dayandığı alt dil. Arapça, Farsçayı kesinlikle ihmal etmiyor; oradan aldığı kelimelerle kendi dilini, ifade kabiliyetini, hayal gücünü genişletiyor, kavramsal çerçeveyi genişletiyor ve güçlendiriyor. Ve onun dayandığı bir yorum dili bu dil! Zaten dünyada bugün böyle algılandığı için bırakın bizim üniversitelerimizdeki tahsilini, ki bana sorarsanız mütevazı ve yerel kalıyor, dünyanın belli başlı üniversitelerinde bir medeniyet dili olarak okutuluyor. Uzaktan baktığımız zaman Arapça, İslam uygarlığının temel dili; Farsça, sanat dili ama Osmanlıca İslam uygarlığının prodüktif (üretken) olduğu son yüzyılların dili olarak gündemde. O uygarlığı anlamak isteyen oryantalistler ve onların öğrencileri şüphesiz Osmanlıca öğreniyorlar.
Bu, dünyada çok ciddiye alınan bir dil. Batının özellikle doğu çalışmaları yapılan fakültelerinde, enstitülerinde okutuluyor; mecazlarıyla, kavramsal yapısıyla, dil özellikleriyle, sentaksıyla öğrenilmeye çalışılıyor ki kişi o dünyaya girebilsin.
• Bu parçada Osmanlı Türkçesinin kültür ve medeniyetimizin oluşumundaki rolü ile ilgili neler söylenmektedir? Belirtiniz.