Bir milletin ataları, asırlarca o kelimelerle duymuş, onlarla düşünmüş; birbirlerini ve evlatlarını o kelimelerle sevmiş, bu kelimeleri tamamıyla millî bir sanatla işleyip Türk yapmışsa evlatlar artık o kelimelere düşman kesilemezler.
Unutmamak lazımdır ki Türk dili, “Kendi Gök Kubbemiz” kitabını meydana getiren muhteşem şiirlerin söylendiği limandır. Bir dil; “Açık Deniz” gibi, “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” gibi, “Bir Tepeden”, “Itri”, “Vuslat” ve “Erenköy’ünde Bayram”lar gibi şiirler söyleyebiliyorsa bu dil hatta dünya ölçüsünde büyük lisan demektir.
Nihad Sami BANARLI
Bize Arapça ve Farsçayı zorla değil, seve seve ve binbir emek pahasına benimseten, bu dillerin kendisi değil, onların arkasında bulunan ve o devirde yüksek bilinen medeniyet olmuştur. Osmanlıcanın arkasında bin yıl içinde yaşamış medeniyet âlemi vardır. Türkçeye girmiş olan her yabancı kelime, atalarımızın kutsal bir değer verdikleri yüzlerce kitaptan aktarılmıştır. Bir gün Osmanlıca, kendi medeniyet çerçevesi içinde ilmî olarak incelendiği zaman her kelimenin ne vakit, kim tarafından, ne maksatla, hangi tesirler altında Türkçeye sokulduğunu öğrenebileceğiz... Bin yıllık mazisini bilmek (isteyen), mutlaka Osmanlıcayı öğrenmek mecburiyetindendir... Alain, modern olmak için, insanlık tarihini, kültür vasıtasıyla yeniden yaşamak lazım geldiğini söyler.
Bir milletin gençleri de hâlihazırın manasını anlamak için mazisini bilmelidir. “Bu eski eserler, bize ne öğretecek?” diye soruyorlar. Bin yıl, nasıl düşündüğümüzü, nasıl yaşadığımızı, nasıl hissettiğimizi... Bunu bilmek az şey midir? Bunu bilmeden bugünkü merhale nasıl anlaşılır ve değerlendirilir?
Bir millet, muhtelif safhalarını aşa aşa ilerler. İleri bir medeniyet safhasını gerektiren ve aydınlatan daha önceki safhalardır. Orta Çağ İslam-Türk medeniyetini tam manasıyla değerlendirmek için göçebe medeniyeti safhasını bilmek lazımdır. Oğuz Kağan Destanı ile Dede Korkut Kitabı’nı okuduktan sonra Yunus Emre veya Mevlâna gibi yeni kıymetlerin getirdiklerini çok iyi anlarız.
***
Ben Osmanlıcayı sadece eski eserleri anlamak bakımından değil, derin kültürün temelini teşkil edecek olan kitapların okunması için de faydalı ve lüzumlu görüyorum.
Prof. Dr. Mehmet KAPLAN
Mimarisi, musikisi, devlet yapısı, sayısız kıymetleri ile iftihar ettiğimiz bir devrenin dili, yazma ve matbu literatürüyle henüz yeteri kadar incelenmemiş; işlenmemiş, idrak edilmemiştir. İslami dönem Türk kültürüne ait din, edebiyat, tarih, bilim, insan ve toplum üzerine yapılacak bütün çalışmalar Osmanlı Türkçesinden bağımsız vücut bulamaz.
Prof. Dr. Mustafa KOÇ-Doç. Dr. Mehmet M. TULUM
Yukarıdaki paragraflarda dile getirilenlerden hareketle Osmanlı Türkçesiyle ilgili ne gibi çıkarımlar yapılabilir? Görüşlerinizi, sözlü olarak ifade ediniz.