Bir bölgenin coğrafi konumu aslında orada yaşayan insanların hayatını baştan aşağıya şekillendiriyor ve bu da doğrudan kültürü oluşturuyor. Coğrafya derslerinde öğrendiğimiz gibi, iklim, yeryüzü şekilleri ve bölgenin denize veya ticaret yollarına olan uzaklığı o yörenin kültürel gelişiminde çok temel bir role sahip. Örneğin iklim üzerinden düşünürsek insanların ne giyeceği, ne yiyeceği ve nasıl evler yapacağı tamamen bölgenin hava şartlarına bağlıdır. Soğuk bir iklimde yaşayan insanların kalın yöresel kıyafetleri ve daha çok hayvancılığa dayalı bir yemek kültürü varken, sıcak ve verimli ovalarda yaşayan insanlar tarıma dayalı farklı bir yaşam tarzı ve mutfak kültürü geliştiriyorlar. Ayrıca bölgedeki doğal kaynaklar sanat ve zanaat dallarını da belirliyor. Ormanlık bir alanda ahşap mimarisi ve oymacılığı gelişirken toprağın uygun olduğu yerlerde seramik veya çömlekçilik öne çıkıyor.
Yeryüzü şekilleri de kültürün diğer insanlarla etkileşimini belirliyor. Çok sarp, dağlık ve ulaşımı zor olan yerlerde yaşayan toplumlar dış dünyayla daha az iletişim kurdukları için kendi dillerini, müziklerini ve geleneklerini yüzyıllar boyunca dışarıdan etkilenmeden koruyabiliyorlar. Bunun tam tersine deniz kıyısında, liman bölgelerinde veya önemli geçiş yollarının üzerinde olan şehirler sürekli farklı medeniyetlerden tüccarlar ve gezginlerle karşılaşıyor. Bu karşılaşmalar sayesinde farklı ülkelerden yeni kelimeler, değişik yemek tarifleri ve yeni fikirler öğrenip kendi kültürleriyle birleştiriyorlar. Bu yüzden geçiş noktalarındaki yerlerin kültürü çok daha çeşitli ve hareketli oluyor. İnsanlar yaşadıkları toprağın şartlarına uyum sağlamaya çalışırken ürettikleri her türlü çözüm zamanla o bölgenin köklü kültürüne dönüşüyor.