İstanbul’u anlatmaya kim cüret edebilir? Haydi bakalım! Önümüzde, geniş bir nehir gibi Altın Boynuz (Haliç) görülüyor. İki yüksek sahilinin üzerinde uzanan tepeler, vadiler, körfezler ve sıra sıra kasabalar var. Kat kat yükselen yüzlerce bina ve bahçe; renk renk ev, cami, saray, hamam, köşk ve bunların arasından upuzun fildişi kuleler gibi semaya yükselen bir sürü parlak minare...
Köyleri ve iskeleleri çelenk çelenk saran selvi korulukları, tepelerden denize kadar karanlık çizgiler hâlinde iniyor. Her tarafa dağılmış, her taraftan fışkıran gür bir yeşillik tepeleri süslüyor.
Çatıların arasından kıvrılıyor ve kıyılara doğru meylediyor. Sağda Galata, Galata’nın üstünde, Avrupai konaklarının kuvvetli hatları belli olan Beyoğlu. Önde rengârenk kalabalıkların karşılaştığı ve iki sahili birleştiren Galata Köprüsü... Solda, her birinden kurşun kubbeli ve altın minareli dev gibi bir camiin yükseldiği kocaman tepelere yayılmış İstanbul: beyaz ve pembe Ayasofya.
İtalyan Yazar Edmondo de Amicis, İstanbul, s. 15. (Kısaltılmıştır.)
Edmondo de Amicis’in yazdıklarından hareketle dönemin İstanbul’unun sosyal hayatı hakkında hangi bilgilere ulaşılabilir?