119 kez görüntülendi
Demokrasi ve İnsan Hakları kategorisinde ♦ tarafından

(...)

Hakların en birincisi, yaşamak hakkıdır. Diğer bütün haklar ve bu haklara karşılık olarak yapılan görevler, hep yaşamak hakkına dayanır. Bugünkü hukuk, insanları, her kim olursa olsun, herhangi memlekette bulunursa bulunsun, yaşamak hakkına sahip sayar. Şüphe yok, bir insanın yaşamak hakkı, onu diğerlerinin yaşamak hakkına saygı göstermek göreviyle bağlar. Bu fikri daha açık ifade edelim: Bir insanın hakkı, diğer bir insan için görev olur ve yine bir insanın görevi de diğer insanın hakkı demektir. Hak, yetki dediğimiz zaman hemen aynı şeyleri anladığımız gibi görev, zorunluluk, yükümlülük, ödev ve borç da birbirinden ayrılmayan şeylerdir. Anlıyoruz ki, hakkın bulunduğu yerde görev ve görevin bulunduğu yerde hak vardır. Yani, her insan aynı zamanda hem kendine ait birtakım haklara sahiptir, hem de başkalarına ait hakların kendine yüklediği birtakım görevlere sahiptir. İnsanlar, toplumsal yaşamda haklardan ve görevlerden örülmüş bir ağ içinde düşünülebilir.

İnsanlar, insan kaldıkça bu ağdan çıkamazlar. Şunu da bilmelidir ki, bu söylediğimiz esas, insanlık tarihine oranla yenidir ve hatta denilebilir ki, bu esas istenildiği derecede tam, kesin, değişmez olarak bütün insanlığın ruhuna henüz girmemiştir.

1. Mustafa Kemal Atatürk “yaşamak hakkı”nı niçin birinci sıraya almış olabilir?

2. Mustafa Kemal Atatürk’ün görüşünü ifade ettiği dönem ile günümüzü kıyasladığınızda insanlarda hak ve görev bilincinin geliştiğini düşünüyor musunuz? Tartışınız.


1 cevap

0 beğenilme 0 beğenilmeme
tarafından
  1. Mustafa Kemal Atatürk'ün "yaşamak hakkı"nı birinci sıraya almasının gerekçesi, insanın temel ve vazgeçilmez hakkının yaşam hakkı olduğunu vurgulamaktır. Yaşamak, diğer tüm hakların ve özgürlüklerin temeli olarak kabul edilir, çünkü yaşam hakkı olmadan diğer hakların korunması veya kullanılması mümkün değildir. Atatürk, bu düşünceyle insanın varlığının korunmasını, toplumun ve devletin temel amacı olarak görmüş ve toplumda her bireyin yaşam hakkının kutsal olduğunu ifade etmiştir. Bu yaklaşım, aynı zamanda insan onuruna saygı duymanın bir gereği olarak, toplumsal düzenin en temel ilkesi olarak yerleşmiştir.

  2. Mustafa Kemal Atatürk'ün görüşünü ifade ettiği dönem ile günümüzü kıyasladığımızda, insanlarda hak ve görev bilincinin geliştiği söylenebilir. Atatürk, yaşamak hakkının, aynı zamanda başkalarının haklarına saygı göstermekle de bağlantılı olduğunu belirtmiş ve bireylerin birbirlerinin haklarına saygılı bir şekilde yaşamalarını savunmuştur. Bu anlayış, özellikle günümüzde modern demokrasilerin ve insan hakları kültürünün yerleşmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Bugün, bireylerin hakları daha geniş kapsamlı ve korunmuş durumda, ancak bunun yanı sıra görev ve sorumluluk bilincinin gelişmesi de önemlidir.

Ancak, toplumsal bilinç gelişmiş olsa da hâlâ her bireyin hak ve görev bilinci konusunda tam anlamıyla yerleşmiş bir anlayışa sahip olduğu söylenemez. Örneğin, bazı toplumlarda hala eşitlik, adalet ve insan haklarına saygı konusunda eksiklikler yaşanabilir. İnsan hakları eğitimlerinin arttığı günümüzde, bireylerin hakları konusunda daha fazla bilgi sahibi oldukları ve görevlerini yerine getirmeleri gerektiği konusunda daha fazla farkındalık oluştuğu söylenebilir. Bu bağlamda, Atatürk'ün ortaya koyduğu ilkenin zamanla daha geniş kitlelere yayıldığı, fakat hâlâ tam olarak her bireye ulaşmadığı ve toplumsal olarak her zaman pratikte hayata geçirilemediği bir gerçeklik bulunmaktadır.

Onlineodev.com'a hoş geldiniz! Okul derslerinizdeki ödevleriniz ve anlamadığınız konular için aradığınız hızlı ve doğru cevapları burada bulabilirsiniz.

Türkiye Geneli Online Deneme Sınavlarına Katılın.

...