Atatürk’ün 1923 yılında Bursa’da yaptığı konuşmada söylediği, “Dünyada medeni olmak, ilerlemek ve olgunlaşmak isteyen herhangi bir millet mutlaka heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir” sözü, Türkiye’de heykel sanatının gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Bu söz, heykel sanatını sadece estetik bir alan olarak görmekle kalmayıp, aynı zamanda bir toplumun medeniyet seviyesinin bir göstergesi olarak kabul edilmesini sağlamıştır.
Atatürk’ün bu görüşü, Cumhuriyet’in ilanından sonra yapılan modernleşme ve batılılaşma reformlarının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Bu dönemde Türkiye, Batı kültürünü ve sanatını örnek alarak kendini yeniden şekillendirmeye başlamıştır. Heykel sanatı da bu dönüşümün önemli bir unsuru haline gelmiştir. Atatürk, heykelin sadece bir sanat dalı değil, aynı zamanda toplumu eğitme, kültürel kimlik oluşturma ve modernleşme sürecinde önemli bir araç olduğuna inanmıştır.
Cumhuriyet’le birlikte heykel sanatı, özellikle kamusal alanda yaygınlaşmaya başlamıştır. Atatürk’ün bu sözleri, sanatçılara ilham vererek heykeltıraşların toplumsal içerikli eserler üretmelerine öncülük etmiştir. Bu eserler, Cumhuriyet’in değerlerini, Atatürk’ün ideallerini ve halkı yüceltici temaları içeriyordu. Ayrıca, heykeller aracılığıyla halkın sanatla tanışması sağlanmış, sanat kamuya daha yakın hale getirilmiştir.
Atatürk’ün bu görüşü, özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında, heykel sanatının kabulünü ve gelişmesini hızlandırmış, pek çok heykeltıraşın yetişmesine ve heykel eserlerinin sayısının artmasına neden olmuştur. Heykel sanatı, dönemin toplumsal yapısının bir yansıması olarak, halkı eğitmek, Cumhuriyet’in ideallerini pekiştirmek ve modern bir Türk kimliği inşa etmek amacıyla önemli bir araç olmuştur. Bu sebeplerle Atatürk’ün sözleri, hem heykel sanatına duyduğu saygıyı hem de onun toplumsal ve kültürel bir görev üstlendiğini vurgulamaktadır.