Atatürk'ün sanata ve sanatçıya verdiği önem, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında modernleşme hedeflerinin önemli bir parçası olmuştur. Batı medeniyetini bir ilerleme modeli olarak benimseyen Atatürk, sanatın toplumların gelişmesindeki rolünü vurgulamış ve sanatçıyı toplumun öncüsü olarak görmüştür. Bu doğrultuda Cumhuriyet dönemiyle birlikte Türkiye'de sanat anlayışı köklü bir değişime uğramış, çağdaş sanat anlayışı benimsenmiştir.
-
yüzyılda eser üreten sanatçıların sanatsal eğilimlerini belirleyen en önemli unsurlardan biri, Avrupa’ya gönderilen sanatçıların gözlemleri ve öğrendikleri modern sanat akımlarıdır. Paris, Berlin, Roma gibi sanat merkezlerinde eğitim alan sanatçılar, özellikle empresyonizm, kübizm, ekspresyonizm gibi Batı’daki sanat akımlarını tanımış ve bu akımları ülkemize taşıyarak Türk sanatında yenilikçi bir dil oluşturmuşlardır. Sanatta bireysel yaratıcılık ön plana çıkarken, toplumsal değişim ve modernleşme süreci de sanat eserlerinin temel temalarından biri olmuştur.
Bunun yanı sıra, 20. yüzyıl başında sanatçılar, bir yandan Batı'nın teknik ve estetik birikimini özümserken, diğer yandan yerel unsurları da eserlerine katmaya çalışmışlardır. Türk resminde özellikle “Türk İnkılabı” ve ulusal kimlik temaları işlenirken; edebiyat, müzik ve tiyatro gibi alanlarda da çağdaş Batı örneklerinden ilham alınarak eserler üretilmiştir. Halkevleri ve konservatuvarlar gibi kurumların kurulması, sanatın halka ulaşmasını sağlamış ve sanata duyulan ilgiyi artırmıştır.
Sonuç olarak, 20. yüzyıl ve sonrasında eser üreten sanatçıların eğilimleri, Batı’nın modern sanat anlayışı ve teknikleri ile Türkiye’nin kültürel ve toplumsal değerlerini harmanlamaya dayalı olmuştur. Bu durum, Türk sanatında hem ulusal bir kimlik oluşturmuş hem de sanatı evrensel bir boyuta taşımıştır.