Romantik sanatçılar ile neoklasik sanatçılar arasındaki farklar, temelde sanat anlayışları ve ifade biçimlerinden kaynaklanır. Neoklasisizm, antik Yunan ve Roma sanatını yeniden canlandırmayı amaçlayan bir akımdı ve bu akımın sanatçıları, kurallar ve ölçüler doğrultusunda estetik bir düzen ve simetrik bir yapı aramışlardır. Bu sanatçılar, belirli kalıplara, formlara ve çizgilere bağlı kalmışlar, özellikle idealize edilmiş insan figürlerini ve tarihsel, mitolojik temaları işlemişlerdir. Yani, neoklasisizmde sanat, bir anlamda dış dünyayı doğru bir şekilde yansıtmak ve eğitimsel bir amaç gütmek üzerine kuruluydu.
Ancak Romantizm, tam tersi olarak bu kalıplara ve kurallara karşı çıkmıştır. Romantik sanatçılar, dış dünyayı değil, daha çok iç dünyalarını, duygularını, hayal güçlerini ve bireysel ifadelerini yansıtmaya odaklanmışlardır. Onlar, özgürlüklerini ilan etmek ve kendilerini sınırsızca ifade edebilmek için ölçülerden ve çizgilerden kurtulmuşlardır. Renk ve ışık kullanımıyla duygusal yoğunluğu yansıtmaya çalışmış, her türlü sınırlamadan kaçınmışlardır. Ayrıca, romantik sanatçılar insanın duygusal ve ruhsal derinliklerini keşfederek, figürlü konulardan ziyade doğa, manzara ve bireysel içsel çatışmalar gibi temalar üzerinde durmuşlardır.
Neoklasisist sanatçılar daha çok evrensel, idealize edilmiş ve dışa dönük konulara yönelirken, romantik sanatçılar bireysel, duygusal ve özgün bir bakış açısıyla iç dünyalarını yansıtmaya çalışmışlardır. Bu yönleriyle romantizm, neoklasisizmden çok daha özgür, bireysel ve duygusal bir ifade biçimi sunmaktadır.