“Yürümek için adaleler ve verterler (tendons) nasıl zorunlu iseler, bunlar da akıl için öyle zorunludurlar. Onlarsız asla düşünülemez, her an zihin bu ilkelere dayanır.” Bu söz, aklın bazı temel ilkelere dayandığını ve bu ilkeler olmadan düşünmenin mümkün olmadığını söylüyor. Ben de bu görüşe katılıyorum ve neden katıldığımı size anlatmak istiyorum.
Leibniz burada, fizyolojik bir örnek kullanarak zihinsel bir durumu açıklıyor. Yürüyebilmemiz için kaslara ve tendonlara ihtiyacımız var. Bunlar olmadan yürüyemeyiz. Aynı şekilde, düşünmek için de bazı temel ilkelere ihtiyacımız var. Bu ilkeler olmadan mantıklı çıkarımlar yapamayız, tutarlı bir şekilde düşünemeyiz.
Aklıma gelen ilk şey, mantık dersinde öğrendiğimiz özdeşlik ilkesi. Bu ilkeye göre, bir şey kendisiyle aynıdır. Yani A, A'dır. Bu çok basit gibi görünebilir ama düşünmenin temelini oluşturuyor. Bir şeyi tanımlayabilmemiz, onun ne olduğunu belirleyebilmemiz için bu ilkeye ihtiyacımız var. Örneğin, “bu bir kalemdir” dediğimizde, “bu”nun gerçekten “kalem” olduğunu varsayıyoruz. Bu varsayım, özdeşlik ilkesine dayanıyor.
Bir diğer önemli ilke ise çelişmezlik ilkesi. Bu ilkeye göre, bir şey aynı anda hem kendisi hem de kendisinin zıttı olamaz. Yani A, aynı anda hem A hem de A olmayan olamaz. Bu ilke de düşünme için çok önemli. Örneğin, bir şeyin hem “doğru” hem de aynı anda “yanlış” olduğunu söyleyemeyiz. Bu, çelişkiye düşmek olur.
Bu ilkeler, düşünme sürecimizin temelini oluşturuyor. Bunlar olmadan, mantıklı çıkarımlar yapamayız, tutarlı bir şekilde akıl yürütemeyiz. Tıpkı kaslar ve tendonlar olmadan yürüyemediğimiz gibi, bu ilkeler olmadan da düşünemeyiz. Leibniz'in sözü bence bunu çok güzel bir şekilde ifade ediyor.