Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) Kurtuluş Savaşı döneminde yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kendinde toplamasının temel gerekçesi, o dönemin olağanüstü koşulları ve Milli Mücadele'nin aciliyetiydi.
O dönemde ülke işgal altındaydı ve İstanbul'daki Osmanlı hükümeti İtilaf Devletleri'nin kontrolü altındaydı. Yani, milli iradeyi temsil etme yeteneğini kaybetmişti. Bu durumda, Anadolu'da yeni bir otoriteye ihtiyaç vardı ve bu otorite, milletin iradesini temsil etmeliydi. İşte TBMM, bu ihtiyacı karşılamak için kuruldu.
TBMM'nin yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kendinde toplaması, "kuvvetler birliği" ilkesi olarak adlandırılır. Normal şartlarda, demokratik ülkelerde kuvvetler ayrılığı ilkesi geçerlidir. Yani yasama (kanun yapma), yürütme (kanunları uygulama) ve yargı (adaleti sağlama) yetkileri farklı organlar arasında paylaştırılır. Bu, güçlerin dengelenmesini ve keyfi uygulamaların önlenmesini sağlar. Ancak Kurtuluş Savaşı gibi olağanüstü bir dönemde, hızlı karar almak ve etkili bir şekilde hareket etmek gerekiyordu. Kuvvetler ayrılığı ilkesi, bu hızlı karar alma ve uygulama sürecini yavaşlatabilirdi.
Bu nedenle, TBMM yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kendinde toplayarak, hızlı ve etkili bir şekilde hareket etmeyi amaçlamıştır. Örneğin, savaşla ilgili acil bir karar alınması gerektiğinde, meclis hem kanunu çıkarıyor, hem bu kanunu uyguluyor, hem de bu kanuna aykırı davrananları yargılayabiliyordu. Bu durum, Milli Mücadele'nin daha etkin bir şekilde yürütülmesini sağlamıştır.
Ayrıca, o dönemde henüz tam olarak oturmuş bir devlet yapısı yoktu. Bu nedenle, yetkilerin tek bir elde toplanması, otorite boşluğunu doldurmak ve kargaşayı önlemek için de gerekliydi. TBMM, bu yetkileri kullanarak, hem Milli Mücadele'yi örgütlemiş hem de yeni devletin temellerini atmıştır.
TBMM'nin yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kendinde toplamasının temel gerekçesi, Kurtuluş Savaşı'nın olağanüstü koşulları, hızlı karar alma ihtiyacı, otorite boşluğunu doldurma gerekliliği ve Milli Mücadele'nin etkin bir şekilde yürütülmesiydi. Bu durum, savaş dönemi için geçici bir uygulamaydı ve savaş kazanıldıktan sonra, yeni devletin kurulmasıyla birlikte kuvvetler ayrılığı ilkesine geri dönülmüştür.