Sevr Antlaşması’nın 69. maddesi gerçekten de kafa karıştırıcı bir durum yaratıyordu. Bu maddeye göre, İzmir şehri ve çevresi sözde Osmanlı egemenliği altında kalmaya devam edecekti. Yani harita üzerinde baktığımızda, İzmir hala Osmanlı toprakları içinde görünecekti. Ancak işin asıl noktası, Osmanlı Devleti’nin bu bölgedeki egemenlik haklarının kullanımının tamamen Yunanistan’a bırakılmasıydı.
Bu durumu şöyle düşünebiliriz: Diyelim ki senin çok güzel bir bahçen var. Bahçe hala senin adınla kayıtlı, yani resmi olarak senin bahçen. Ancak sen, bahçeni dilediği gibi kullanması için bir arkadaşına izin veriyorsun. Arkadaşın bahçede istediği gibi çiçek yetiştirebiliyor, istediği zaman partiler düzenleyebiliyor, hatta bahçenin bir kısmını başkasına kiralayabiliyor. Yani bahçe hala senin olsa da, bahçeyle ilgili tüm kararları arkadaşın veriyor. İşte Sevr Antlaşması’nın 69. maddesi de tam olarak böyle bir durum yaratıyordu. İzmir ve çevresi sözde Osmanlı’nın olsa da, bölgedeki tüm yetki ve kontrol Yunanistan’a verilmişti.
Bu durum, Osmanlı Devleti için oldukça ağır bir durumdu. Çünkü bir bölgenin resmi olarak senin toprağın sayılması, ancak o bölgede hiçbir söz hakkının olmaması kabul edilemez bir durumdu. Bu madde, İtilaf Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ni ne kadar zayıflatmak ve etkisizleştirmek istediğinin açık bir göstergesiydi. İzmir’in bu şekilde Yunanistan’a bırakılması, bölgedeki Türk nüfusunun da büyük tepkisine yol açmış ve Kurtuluş Savaşı’nın önemli nedenlerinden biri olmuştur. Kısacası, 69. madde, İzmir’in hukuki olarak Osmanlı’da kalmasına rağmen, fiilen Yunanistan tarafından yönetilmesini öngörüyordu. Bu da büyük bir adaletsizlik ve kabul edilemez bir durumdu.