Yalta ve Potsdam konferansları, II. Dünya Savaşı’nın sonunda dünya düzeninin yeniden şekillendirilmesinde çok önemli rol oynamıştır. Yalta Konferansı, 1945 yılında Müttefik Devletler’in liderlerinin bir araya geldiği ve savaş sonrası düzeni belirlemeye çalıştığı ilk büyük toplantıydı. Bu konferans, özellikle Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık arasında önemli anlaşmaların yapıldığı bir dönüm noktasıydı. Yalta’da Almanya'nın teslimiyetinden sonra, Avrupa’nın yeniden yapılanması ve Sovyetler’in Orta ve Doğu Avrupa üzerindeki etkisi konuşuldu. Sovyetler Birliği’nin etkisi altındaki Doğu Avrupa ülkeleri, bu konferansla büyük ölçüde şekillendi. Bu durum, Batı ile Sovyetler arasındaki soğuk savaşın temellerini attı ve Avrupa’daki iki kutuplu yapının oluşmasına zemin hazırladı.
Potsdam Konferansı ise savaşın kesin zaferinden sonra, 1945’teki son büyük toplantıydı. Bu konferansta Almanya'nın işgali, savaş sonrası düzenin daha ayrıntılı bir şekilde şekillendirilmesi ve savaş suçlularının yargılanması gibi konular gündeme geldi. Potsdam’da ayrıca, Sovyetler Birliği’nin, Doğu Avrupa'daki hâkimiyetini pekiştirmesi ve Batı ülkelerinin buna karşı koymaya çalışması, dünya politikasını uzun süre etkileyecek bir ayrışmaya yol açtı. Bu iki konferans, Soğuk Savaş’ın başladığı bir dönemde yapıldığından, dünya hem siyasi hem de ekonomik açıdan ikiye bölündü. Batı bloğu, kapitalist bir düzenin savunucusu olurken, Doğu bloğu, Sovyetler Birliği’nin komünist ideolojisini yaymaya çalıştı. Yalta ve Potsdam konferansları, sadece savaş sonrası yeniden yapılanmayı değil, aynı zamanda dünya politikasındaki uzun süreli kutuplaşmanın temelini atmıştır.