Türkiye Cumhuriyeti’nin Milletler Cemiyeti’ne katılımını diğer devletlerden farklı kılan en önemli özel durum, davet edilerek üye olan nadir ülkelerden biri olmasıdır. Genellikle devletler bu cemiyete üye olmak için başvuruda bulunurken, Türkiye barışçıl politikaları ve uluslararası alandaki saygınlığı sayesinde davet edilerek üyeliğe kabul edilmiştir. Bu durum, Türkiye’nin dünya barışına katkı sağlayan bir ülke olarak görüldüğünü ve uluslararası toplum tarafından güvenilir bir devlet olarak kabul edildiğini göstermektedir.
Özellikle 1920’lerde ve 1930’larda Türkiye, komşularıyla barışçıl ilişkiler kurmaya özen göstermiş, savaş yerine diplomasi yoluyla sorunları çözmeyi tercih etmiştir. 1930’lu yıllarda Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi anlaşmalarla bölgesel barışa katkıda bulunmuş, bu da uluslararası toplumun dikkatini çekmiştir. Milletler Cemiyeti de bu barışçıl duruşu takdir etmiş ve 1932 yılında Türkiye’yi cemiyete davet etmiştir. Bu davet, Türkiye’nin izlediği dış politikanın ne kadar başarılı olduğunu ve uluslararası toplumda saygın bir yer edindiğini kanıtlamıştır.
Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne katılımı, aynı zamanda Lozan Antlaşması’ndan sonra tam bağımsızlığını uluslararası alanda pekiştirmesi açısından da önemli bir adımdır. Bu üyelik sayesinde Türkiye, dünya siyasetinde daha aktif bir rol oynama fırsatı bulmuş ve uluslararası iş birliğinin bir parçası olmuştur. Diğer ülkelerden farklı olarak başvuru yapmadan, kendi isteğiyle değil, davet edilerek katılması Türkiye’nin uluslararası alandaki güvenilirliğini ve barışçıl duruşunu gösteren önemli bir gelişmedir.