Atatürkçü modelin birinci amacının “çağdaşlaşmak” olarak belirlenmesi çok doğru bir yaklaşımdır çünkü Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yaşanan gerilemenin en büyük nedenlerinden biri, çağın gereklerine ayak uyduramaması olmuştur. Atatürk, batılı devletlerin bilim, teknoloji ve yönetim anlayışı açısından ilerlediğini görmüş ve Türkiye’nin de bu seviyeye ulaşabilmesi için çağdaşlaşması gerektiğini düşünmüştür. Çağdaşlaşma; eğitimden hukuka, ekonomiden sosyal hayata kadar birçok alanda değişimi zorunlu kılmıştır. Laiklik ilkesi ile din ve devlet işlerinin ayrılması sağlanarak bireylerin eşit haklara sahip olması güvence altına alınmıştır. Hukuk alanında yapılan yeniliklerle eski sistem terk edilmiş ve modern hukuk kuralları benimsenmiştir. Eğitimde, bilimsel düşünceyi esas alan bir sistem kurulmuş ve halkın bilinçlenmesi sağlanmıştır. Kadınlara verilen haklar da çağdaşlaşmanın önemli bir parçası olmuş, toplumda kadın-erkek eşitliği sağlanarak modern bir yapıya geçiş yapılmıştır. Bütün bu gelişmelerin temel amacı, Türk milletinin geri kalmaması ve çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmasıdır. Eğer Türkiye, eski yöntemleri terk etmeyip çağdaşlaşma yolunda ilerlemeseydi, gelişmiş ülkelerle arasındaki fark giderek açılacak ve bağımsızlığını koruması zorlaşacaktı. Bu yüzden Atatürkçü modelde çağdaşlaşma, sadece bir tercih değil, aynı zamanda bir zorunluluktur.