Bir kişi, belirli bir memleketin insanlarının cimri olduğuna dair bir kalıp yargıya sahipse ve bu yüzden onları sevmediğini söylüyorsa, bu durum önyargıya dönüşmüş olur. Ancak bu önyargı, günlük hayatta o insanlara karşı olumsuz davranışlar sergilemeye başladığında ayrımcılığa dönüşür.
Örneğin, bir işveren, A memleketinden gelen bir kişiyi işe alırken “Bu insanlar cimridir, bencil davranırlar, ekip çalışmasına uygun değillerdir.” gibi bir düşünceyle hareket ederse ve onu işe almazsa, bu açık bir ayrımcılık olur. Ya da bir okulda bir öğrenci, A memleketinden gelen bir arkadaşına karşı mesafeli davranır, onunla oyun oynamak veya aynı grupta çalışmak istemezse, bu da ayrımcılığın bir örneğidir.
Ayrımcılığın bir başka şekli ise toplumsal dışlanmadır. Örneğin, bir mahallede yaşayan insanlar, A memleketinden taşınan bir aileyi cimri oldukları düşüncesiyle kabul etmez, onlarla iletişime geçmekten kaçınır ya da onlara karşı soğuk davranırsa, bu da ayrımcılığın günlük hayattaki yansımalarından biridir.
Bu tür kalıp yargılar ve önyargılar zamanla toplumu bölerek haksızlıklara yol açabilir. Oysa insanların bireysel özellikleri, geldikleri yerden bağımsızdır ve her insan kendi kişiliğiyle değerlendirilmelidir. Bu yüzden ayrımcılığın önüne geçmek için herkesin farkındalık sahibi olması ve önyargılardan kaçınması gerekir.