Ben bir Yaşayan Kitap olsaydım, okuyucularıma ayrımcılığın ne kadar incitici ve haksız bir durum olduğunu anlatmak isterdim. İnsanların sadece farklı oldukları için dışlanmasının, önyargılarla yargılanmasının ne kadar yanlış olduğunu, bunu bizzat yaşayan biri olarak paylaşırdım.
Herkesin hikâyesinin farklı olduğunu, ama aslında hepimizin insan olduğunu hatırlatmak isterdim. Bir kişiyi sadece görünüşüne, inancına, memleketine ya da yaşam tarzına göre değerlendirmek, onun gerçek kimliğini görmezden gelmektir. Oysa insanlar, sahip oldukları etiketlerden çok daha fazlasıdır. Tanımadan, anlamadan yargılamak yerine, birbirimizi dinlemeli, empati kurmalı ve gerçekten anlamaya çalışmalıyız.
Ayrımcılık, toplumu bölen, insanları yalnızlaştıran ve fırsat eşitliğini engelleyen bir sorundur. Fakat bu durumu değiştirmek mümkündür. Eğer önyargılarımızın farkına varırsak ve bunları sorgularsak, daha adil ve kapsayıcı bir toplum yaratabiliriz. İnsanları anlamaya çalışmak, onları olduğu gibi kabul etmek ve herkesin eşit haklara sahip olduğunu unutmamak, ayrımcılığı ortadan kaldırmanın en önemli yollarından biridir.
Eğer bir gün Yaşayan Kütüphane’de benim gibi bir kitabı okursanız, kalıplaşmış yargıları bir kenara bırakıp yeni bir bakış açısı kazanacağınızı umuyorum. Çünkü gerçek anlamda bir insanı tanımak, onunla konuşmadan, hikâyesini dinlemeden mümkün değildir.