Osmanlı Devleti’ni Sevr Antlaşması’nı imzalamaya zorlayan birçok sebep vardı. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti, Almanya ve Avusturya-Macaristan ile birlikte İttifak Devletleri grubunda yer almıştı. Ancak savaş, İtilaf Devletleri’nin zaferiyle sonuçlandı ve Osmanlı Devleti büyük kayıplar verdi. Savaşın sonlarına doğru Osmanlı ordusu iyice zayıflamış, ekonomik kaynaklar tükenmiş ve halk büyük sıkıntılar çekmeye başlamıştı.
Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte Osmanlı Devleti fiilen işgale uğradı. İtilaf Devletleri, antlaşmadaki maddelere dayanarak Anadolu’nun çeşitli bölgelerini işgal etmeye başladı. Özellikle İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali ve diğer şehirlerdeki işgaller, Osmanlı yönetimini daha da çaresiz hale getirdi. Bu süreçte İstanbul’daki hükümet, işgaller karşısında ciddi bir direnç gösteremedi ve İtilaf Devletleri’nin baskılarıyla karşı karşıya kaldı.
Ayrıca Osmanlı Devleti, Sevr Antlaşması’na karşı koyabilecek güçlü bir orduya ya da uluslararası destek sağlayabilecek bir diplomasi gücüne sahip değildi. Ülkede işgalcilere karşı başlayan direniş hareketleri ise İstanbul’daki hükümet tarafından tam anlamıyla desteklenmiyordu. Tüm bu şartlar altında, Osmanlı Devleti İtilaf Devletleri’nin dayattığı ağır şartları kabul etmek zorunda kaldı ve 10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması imzalandı. Ancak bu antlaşma, Türk halkı tarafından kabul edilmedi ve Kurtuluş Savaşı’nın başlamasına neden olan önemli faktörlerden biri oldu.