İmge, kavram ve dil arasındaki ilişkiyi bir köpekle ilgili deneyimimle açıklayabilirim.
İlk olarak, bir komşunun beyaz, tüylü ve küçük köpeğini gördüğümde, zihnimde o köpeğe ait özel bir imge oluşur. Bu, tamamen kişisel ve duyularıma bağlı bir zihinsel resimdir. O köpeğin görüntüsü, sesi ve dokusuyla ilgili özel bir anı taşırım.
Sonra, farklı boyutlarda, farklı renklerde ve farklı türlerde birçok köpek daha gördüğümde, zihnimdeki bu tekil imgeler birleşir. Artık sadece o beyaz köpeği değil, tüm köpeklerin ortak özelliklerini içeren soyut bir fikir oluşur. Bu soyut fikre kavram denir. Bu kavram, dört ayaklı olmaları, havlamaları veya kuyruk sallamaları gibi tüm köpekler için geçerli olan genel özellikleri içerir.
Bu kavramı başka birine anlatmak istediğimde ise, dil devreye girer. "Köpek" kelimesini kullanarak, zihnimdeki o soyut kavramı karşımdakine aktarırım. Karşımdaki kişinin zihninde benim zihnimdeki beyaz köpek imgesi olmasa bile, "köpek" kavramını anlar. Yani, kelime kavramı taşır ve iletişimi mümkün kılar.
Bu durumda, imge en kişisel ve somut olanıdır, kavram imgelerden yola çıkarak ulaştığımız soyut genellemedir ve dil ise bu kavramı başkalarına iletmemizi sağlayan etikettir.