Peygamber Efendimizin (S.A.V) aile büyüklerinden, özellikle dedesi Abdülmuttalib ve amcası Ebu Talib'den gördüğü ilgi ve şefkat, onun ilerideki kişiliğini ve karakterini çok derinden etkilemiştir.
Henüz küçük yaşta yetim ve sonraki dönemde öksüz kalması, aslında onu hayata karşı daha zorlu bir başlangıç yapmaya itebilirdi. Ancak dedesi Abdülmuttalib'in ona sadece bir torun olarak değil, özel bir sevgiyle yaklaşması ve amcası Ebu Talib'in onu kendi çocuklarından ayırt etmeden sahiplenmesi, ona çok güçlü bir güven duygusu vermiştir. Bu sevgi, onun kalbinde merhametin ve şefkatin temellerini sağlamlaştırmış, hayata karşı kırgınlık ve güvensizlik yerine dayanışma ve sevgiyle bakmayı öğretmiştir. Bu sayede o, kendisi de ilerleyen yıllarda yetimlere ve ihtiyaç sahiplerine büyük bir merhametle yaklaştı, kimseyi dışlamadı ve daima çevresindekilere güven veren bir lider oldu.
Kendi yaşantıma baktığım zaman, küçüklükten beri büyüklerimden gördüğüm koşulsuz sevginin ve destekleyici ilginin, benim de etrafımdaki insanlara karşı anlayışlı ve yardımsever olmamı sağladığını düşünüyorum. Örneğin, ailemin her zaman beni dinlemesi ve fikirlerime değer vermesi, bana özgüven kazandırdı. Bu özgüven sayesinde, okuldaki veya sosyal çevremdeki zor durumlarda haksızlığa uğrayan bir arkadaşıma daha kolay sahip çıkabildim ve insanlara önyargısız yaklaşabildim. Eğer bir çocuk, hayatının ilk yıllarında sevgi ve korunma görürse, büyüdüğünde de bu duyguları başkalarına aktarabilen, şefkatli ve sorumluluk sahibi bir birey olur. Peygamberimizin gördüğü bu ilgi de onun ilerideki adaletli, güvenilir ve merhametli kişiliğinin oluşmasında çok büyük bir rol oynamıştır.