Cahiliye Dönemi'ndeki din algısı, temelde bir çok tanrılılık ve putperestlik üzerine kuruluydu. Ancak bu algı, tamamen Allah inancından yoksun değildi.
Bu dönemdeki Araplar, evrenin bir Yaratıcısı olduğunu kabul ediyor ve en yüce mâbudu ifade etmek için Allah kelimesini kullanıyorlardı. Yani Allah'ın varlığını reddetmiyorlardı. Fakat asıl sorun, bu Allah inancının yanına başka güçleri, varlıkları ve nesneleri de ilah olarak eklemeleriydi.
Din algısının en yaygın şekli putperestlik idi. Kâbe'nin içinde ve çevresinde yüzlerce put bulunuyordu. Araplar bu putları birer ilah olarak görüyor, onlara adaklar adıyor, dualar ediyor ve putların kendilerini Allah'a ulaştıracak birer şefaatçi olduğuna inanıyorlardı. Putlar, aynı zamanda kabilelerin koruyucusu ve temsilcisi olarak da kabul ediliyordu.
Putperestliğin dışında, toplumda az sayıda da olsa Hz. İbrahim'in tek tanrılı dinine bağlı olan Hanifler de vardı. Ayrıca Yahudilik ve Hristiyanlık gibi semavi dinlere inanan küçük topluluklar da bulunuyordu. Bazı Araplar ise cinleri ve melekleri ilah kabul ediyor ya da meleklerin Allah'ın kızları olduğuna inanıyordu.
Cahiliye din algısının bir başka önemli özelliği, ahiret inancının zayıf ya da hiç olmamasıydı. İnsanlar daha çok bu dünyadaki çıkarları, sağlık ve para gibi istekleri için putlara tapıyorlardı. İnançlar, liyakat ve adalet gibi temel değerlerden çok, kabile asabiyetine ve geleneklere dayanıyordu. Bu dönemdeki din algısı, Hakkı bilmemek ve insani davranışlarda azgınlık, gurur gibi kötü ahlaki özelliklerin hakim olmasıyla da ilişkilendiriliyordu. İslam, bu putperest ve yozlaşmış din algısını yıkarak, sadece tek bir yaratıcıya inanma ve ahlaki değerleri yüceltme temeline dayalı bir inancı yerleştirmeyi amaçlamıştır.