Osmanlı Devleti'nde orta seviyede eğitim veren mektepleri anlamak için eğitim sistemini iki ana dönemde incelemek gerekir: Klasik Dönem ve 19. yüzyıldan sonraki Modernleşme Dönemi.
Klasik dönemde, günümüzdeki gibi kesin çizgilerle ayrılmış bir ilkokul-ortaokul-lise sistemi bulunmuyordu. Eğitimin ilk basamağı, çocukların temel okuma-yazma ve dini bilgileri öğrendiği sıbyan mektepleriydi. Buradan sonra daha ileri düzeyde ilim öğrenmek isteyen bir öğrenci doğrudan medreselere geçerdi. Medreselerin kendi içinde alt, orta ve yüksek seviyeleri bulunurdu ve öğrenci kendi kabiliyetine göre bu derecelerde ilerlerdi. Dolayısıyla, klasik dönemde ayrı bir kurum olarak "ortaokul" bulunmuyordu; medreselerin başlangıç ve orta seviyeleri bu işlevi görüyordu.
Ancak 19. yüzyılda, özellikle Tanzimat Fermanı'ndan sonra eğitim sisteminde modernleşme ihtiyacı doğdu. Devletin değişen yapısına uygun, Batı tarzı bilimleri de bilen memurlar yetiştirmek amacıyla yeni okullar açıldı. İşte bu dönemde, sıbyan mektepleri (daha sonra iptidâî mekteplerine dönüştü) ile yükseköğretim kurumları (Darülfünun gibi) arasına bir orta kademe okulu olarak Rüştiye Mektepleri kuruldu.
"Rüştiye" kelimesi, "rüşd" kökünden gelir ve "ergenlik, olgunluk çağı" anlamına gelir. Bu okulların amacı, ilköğretimini bitirmiş olan öğrencilere daha ileri seviyede bir eğitim vererek onları hayata veya daha üst seviyedeki okullara hazırlamaktı. Rüştiyeler, günümüzdeki ortaokulların tam karşılığıdır. Bu okulların müfredatında geleneksel derslerin yanı sıra matematik (hesap, hendese), coğrafya, tarih, Osmanlıca dilbilgisi ve bazılarında Fransızca gibi modern dersler de bulunuyordu. Rüştiyeyi bitiren öğrenciler, memur olabilir veya öğrenimlerine daha üst seviyedeki İdâdî (lise) mekteplerinde devam edebilirlerdi.